Uluslararası toplumun en önemli diplomatik başarılarından biri olarak görülen İran nükleer anlaşması (Kapsamlı Ortak Eylem Planı - KOEP) hızla çöküşe doğru sürükleniyor. ABD'nin müzakere masasından çekilmesi ve İran'ın nükleer faaliyetlerini yeniden hızlandırmasıyla, bir zamanlar Ortadoğu'da istikrar umudu olarak görülen anlaşma artık sadece isminden ibaret. Geriye kalan tarafların çabaları da anlaşmayı kurtarmaya yetmiyor. Art arda gelen ihlaller ve yaptırımlar, anlaşmanın temelini tamamen oymuş durumda.
Anlaşmanın Kısa Tarihi ve Mevcut Durum
2015 yılında İran ile P5+1 ülkeleri (ABD, İngiltere, Fransa, Rusya, Çin ve Almanya) arasında imzalanan KOEP, İran'ın nükleer programını kısıtlama karşılığında ülkeye uygulanan yaptırımların kaldırılmasını öngörüyordu. Ancak 2018'de ABD yönetiminin anlaşmadan tek taraflı çekilmesi dengeyi bozdu. Washington, İran'a yönelik 'en üst düzey yaptırımları' yeniden uygularken, Tahran da buna misilleme olarak anlaşmadaki yükümlülüklerini adım adım askıya aldı.
Bugün itibarıyla İran, uranyum zenginleştirme kapasitesini anlaşma öncesi seviyelerin çok üzerine çıkardı. Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) raporlarına göre, İran'ın yüzde 60'a kadar zenginleştirilmiş uranyum stoku bulunuyor; bu, nükleer silah yapımında kullanılabilecek yüzde 90 seviyesine teknik olarak çok yakın. Tahran yönetimi ise nükleer programının sivil amaçlı olduğunu ısrarla vurguluyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Anlaşmanın çöküşü, sadece diplomatik bir başarısızlık değil; aynı zamanda Ortadoğu'da yeni bir silahlanma yarışının fitilini ateşleyebilecek boyutta. Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi bölge ülkeleri, İran'ın nükleer programının denetimsiz kalması halinde kendi nükleer programlarını geliştirebileceklerini sinyal ediyor. İsrail ise İran'ın nükleer tesislerine yönelik askeri operasyon ihtimalini daha sık dillendiriyor.
Küresel ölçekte, anlaşmanın yok olması uluslararası silahsızlanma çabalarına da ağır bir darbe vuruyor. ABD'nin müttefikleriyle yaşadığı gerginlik, transatlantik ilişkilerini zorlarken; Avrupa Birliği, Rusya ve Çin'in anlaşmayı kurtarma girişimleri sonuçsuz kalıyor. İran'ın petrol ihracatı üzerindeki yaptırımların devam etmesi, küresel enerji piyasalarında da belirsizlik yaratıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İran nükleer anlaşmasının çökmesi, Türkiye için hem güvenlik hem de ekonomi açısından kritik sonuçlar doğuruyor. Türkiye, İran'la sınır komşusu olması ve enerji ithalatının önemli bir bölümünü bu ülkeden karşılaması nedeniyle bölgede olası bir askeri çatışmadan doğrudan etkilenecektir. Ayrıca, İran'a uygulanan yaptırımlar nedeniyle Türkiye'nin ticaret hacmi daralmakta ve enerji maliyetleri artmaktadır. Ankara, anlaşmanın tüm taraflar arasında diyalog yoluyla onarılmasını savunsa da, ABD-İran gerginliğinin artması Türkiye'yi zor bir diplomatik denge oyununa zorluyor.