Trump yönetimi döneminde İran ile yürütülen nükleer müzakereler, Amerikan diplomasisinin profesyonellikten ne kadar uzaklaştığını gösteriyor. Sürecin başında, görüşmeleri yürüten ekibin büyük ölçüde emlak sektörü kökenli isimlerden oluşması, uluslararası kamuoyunda ciddi eleştirilere yol açtı. ABD'nin geleneksel diplomatik ağırlığı ve deneyimi bir kenara bırakılırken, müzakere masasında ticari zihniyetin ön plana çıkması, Tahran'ın elini güçlendirdi. Uzmanlara göre, bu durum yalnızca İran dosyasında değil, ABD'nin küresel itibarında da kalıcı hasarlara neden olabilir.
Gelişmenin arka planı
2015 yılında imzalanan Kapsamlı Ortak Eylem Planı (JCPOA), ABD'nin 2018'de tek taraflı olarak çekilmesiyle fiilen askıya alınmıştı. Trump'ın 'maksimum baskı' politikası, İran'ı uranyum zenginleştirme faaliyetlerini artırmaya itti ve bölgede tansiyonu yükseltti. 2021'de Biden yönetiminin göreve gelmesiyle müzakereler yeniden başlasa da, sürecin yönetiminde eski Trump ekibinin mirası hissediliyor. ABD'nin başmüzakereci olarak atadığı Robert Malley ve ekibinde, büyükelçilik veya konsolosluk tecrübesi olmayan, daha önce emlak ve finans sektöründe çalışmış isimler yer alıyor. Bu kişilerin diplomatik incelikten yoksun tutumları, müzakerelerde ilerleme kaydedilememesine neden oldu. Örneğin, 2022 yılında Viyana'da yapılan görüşmelerde ABD tarafının ön koşulları ve esnek olmayan tutumu, İran'ı masadan kalkmakla tehdit etmeye itti.
Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin daimi üyeleri ve Almanya'nın (P5+1) dahil olduğu süreçte, ABD'nin izlediği strateji, uluslararası toplumda da tepki çekti. Avrupalı diplomatlar, Washington'un 'ya hep ya hiç' yaklaşımının, nükleer anlaşmanın yeniden canlandırılmasını imkansız hale getirdiğini belirtiyor. Öte yandan İran, ABD'nin güvenilmezliğini gerekçe göstererek kendi nükleer programını hızlandırdı ve IAEA denetimlerini kısıtladı.
Bölgesel veya küresel boyut
İran müzakerelerindeki bu tıkanma, sadece iki ülke arasındaki ilişkileri değil, tüm Ortadoğu dengelerini etkiliyor. Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi Körfez ülkeleri, ABD'nin bölgedeki liderlik rolünün zayıfladığını düşünerek Çin ve Rusya ile yakınlaşmaya başladı. Çin'in 2023'te Suudi Arabistan ve İran arasında arabuluculuk yapması, ABD'nin bölgedeki diplomatik boşluğunu gözler önüne serdi. Ayrıca Rusya, Ukrayna savaşı nedeniyle Batı ile yaşadığı gerilimde, İran'dan insansız hava araçları temin ederek askeri işbirliğini derinleştirdi. Nükleer anlaşmanın akıbeti belirsizliğini korurken, İsrail ise İran'ın nükleer tesislerine yönelik sabotaj ve siber saldırılarına hız verdi. Tüm bu gelişmeler, ABD'nin bölgedeki nüfuzunun hızla eridiğini ve diplomasideki profesyonellikten uzaklaşmanın bedelinin ağır olduğunu gösteriyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, İran'la komşu ve enerji ithalatında önemli bir ortak konumunda. Nükleer müzakerelerin çıkmaza girmesi, Türkiye'nin enerji güvenliği açısından risk oluşturuyor. İran yaptırımları nedeniyle Türk şirketleri ABD ile sorun yaşayabilir. Ayrıca, Türkiye'nin terörle mücadelede işbirliği yaptığı İran'la ilişkileri, bölgesel güç dengeleri açısından kritik. ABD diplomasisinin zayıflaması, Ankara'nın Moskova ve Pekin'le alternatif arayışlarını hızlandırabilir. Ancak Türkiye, hem NATO üyesi hem de İran'la sınır komşusu olarak dengeli bir politika izlemek zorunda.