İran yönetimi, ABD ile yürütülecek kritik nükleer müzakereler öncesinde üst düzey bir müzakere heyetini Cumartesi günü İsviçre'nin Zürih kentine gönderirken, Lübnan'da Hizbullah ile İsrail arasındaki çatışmalar tüm şiddetiyle devam ediyor. İran devlet medyasının aktardığına göre, Tahran yönetimi uranyum zenginleştirme faaliyetlerine ilişkin Batı'nın endişelerini gidermek ve olası yaptırımların hafifletilmesini sağlamak amacıyla Washington ile dolaylı görüşmelere hazırlanıyor. Bu gelişme, bölgede tansiyonun yüksek olduğu bir dönemde yaşanıyor; zira Beyrut ve Tel Aviv arasında süren çatışmalarda sivil kayıplar artarken, uluslararası toplum ateşkes çağrılarını yineliyor.
Görüşmelerin arka planı ve hedefleri
Reuters'ın haberine göre, İran heyetine Dışişleri Bakan Yardımcısı Ali Bakıri başkanlık ediyor. Heyette, İran Atom Enerjisi Kurumu'ndan üst düzey yetkililer de yer alıyor. Görüşmelerin ana gündem maddesinin, İran'ın yüzde 60'a varan uranyum zenginleştirme oranı olduğu belirtiliyor. ABD Başkan Yardımcısı JD Vance ise geçtiğimiz günlerde yaptığı açıklamada, “İran'ın nükleer silah elde etmesine izin vermeyeceğiz” diyerek Washington'un kırmızı çizgilerini net bir şekilde ortaya koydu. İran ise nükleer programının tamamen barışçıl olduğunda ısrar ediyor ve tüm kısıtlamaların kaldırılmasını talep ediyor. Görüşmeler, 2015'te imzalanan Kapsamlı Ortak Eylem Planı'nın (KOEP) yeniden canlandırılması çabalarının bir parçası olarak değerlendiriliyor. Ancak taraflar arasındaki güvensizlik, müzakerelerin seyrini belirsiz kılıyor.
Bu arada, Lübnan'ın güneyinde Hizbullah ile İsrail ordusu arasındaki çatışmalar yoğunlaştı. İsrail'in düzenlediği hava saldırılarında en az 12 sivil hayatını kaybetti, çok sayıda kişi yaralandı. Hizbullah ise İsrail mevzilerine roket atışlarıyla karşılık verdi. Birleşmiş Milletler, bölgede insani durumun hızla kötüleştiğini ve yaklaşık 100 bin kişinin evlerini terk etmek zorunda kaldığını açıkladı. Çatışmaların yayılmasından endişe eden uluslararası aktörler, taraflara itidal çağrısı yaparken, Fransa öncülüğünde acil bir ateşkes girişimi başlatıldı.
Bölgesel ve küresel boyut
İran-ABD müzakereleri ve Lübnan'daki çatışmalar, Ortadoğu'da birbiriyle bağlantılı iki kriz olarak öne çıkıyor. İran'ın nükleer müzakerelerde elini güçlendirmek için Lübnan'daki gelişmeleri bir koz olarak kullanabileceği yorumları yapılıyor. Uzmanlara göre, Tahran yönetimi, Hizbullah üzerindeki nüfuzu sayesinde İsrail'e karşı bir baskı aracı elde etmiş durumda. ABD ise hem İran'la müzakere masasında hem de Lübnan'da ateşkes sağlanması için paralel diplomasi yürütüyor. Bu durum, Washington'un Ortadoğu politikasında bir denge arayışı içinde olduğunu gösteriyor.
Rusya ve Çin ise müzakerelerde kendi çıkarlarını gözetiyor. Moskova, Tahran'la yakın ilişkilerini kullanarak süreçte söz sahibi olmaya çalışırken, Pekin enerji güvenliği için İran'la ticari bağlarını sürdürmek istiyor. Avrupa Birliği ise hem nükleer anlaşmanın yeniden hayata geçirilmesi hem de Lübnan'da kalıcı bir barış için arabuluculuk çabalarını yoğunlaştırdı. Tüm bu gelişmeler, Ortadoğu'da çok aktörlü ve karmaşık bir denklem olduğunu ortaya koyuyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, İran'la nükleer müzakereleri ve Lübnan'daki çatışmaları yakından takip ediyor. Komşusu İran'a uygulanan yaptırımların hafifletilmesi, Türk şirketlerinin İran pazarına erişimini kolaylaştırabilir ve enerji ticaretine olumlu yansıyabilir. Ancak, nükleer bir İran, bölgesel dengeleri bozabileceği gibi Körfez ülkeleriyle ilişkileri de zora sokabilir. Lübnan cephesinde ise Türkiye, Sünni toplumun korunması ve ülkenin parçalanmasının önlenmesi için diplomatik girişimlerde bulunuyor. Ankara, özellikle İsrail-Hizbullah çatışmasının Suriye'ye sıçraması durumunda güvenlik risklerinin artacağını hesaplıyor. Bu nedenle, Türkiye'nin İran müzakerelerini destekleyerek ve Lübnan'da ateşkes çağrısı yaparak bölgesel istikrarı korumaya çalıştığı görülüyor.