İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Galibaf, ABD'nin İran'a karşı kullandığı askeri gücün, Vietnam Savaşı'nda kullandığı güçten daha fazla olduğunu iddia etti. Galibaf, Tahran'da düzenlenen bir törende yaptığı konuşmada, ABD'nin İran'a yönelik 'en ağır silahları ve mühimmatı' kullandığını ancak İran'ın bu saldırılara direnç gösterdiğini vurguladı. Bu açıklama, ABD ile İran arasındaki gerilimin tırmandığı bir dönemde gelirken, bölgesel güç dengeleri açısından dikkat çekiyor.
Gelişmenin Arka Planı
Galibaf'ın bu sözleri, İran'ın askeri gücünü ve direnişini vurgulamayı amaçlayan bir konuşma sırasında dile getirildi. Meclis Başkanı, ABD'nin İran'a karşı uyguladığı yaptırımlar ve askeri tehditler karşısında İran'ın savunma kapasitesini artırdığını belirtti. Galibaf, 'ABD, Vietnam'da kullandığından daha fazla güç kullandı ama İran'ı boyun eğdiremedi' dedi. Bu ifade, İran'ın nükleer programı ve bölgesel faaliyetleri nedeniyle ABD ile yaşadığı uzun süreli gerilime bir işaret olarak yorumlanıyor.
ABD ile İran arasındaki düşmanlık, 1979 İslam Devrimi'nden bu yana devam eden bir geçmişe dayanıyor. Özellikle son yıllarda, ABD'nin İran'a yönelik 'maksimum baskı' politikası, ekonomik yaptırımlar ve askeri yığınaklarla doruk noktasına ulaştı. İran ise, bu baskılara karşı koymak için askeri tatbikatlar düzenliyor ve bölgesel milis güçlerini destekliyor. Galibaf'ın açıklamaları, bu mücadelenin psikolojik boyutuna işaret ediyor ve İran'ın ABD'ye karşı kazandığını iddia ettiği bir direniş anlatısını güçlendiriyor.
İranlı yetkililer, ABD'nin İran'a saldırma ihtimaline karşı sürekli teyakkuz halinde olduklarını ifade ediyor. Galibaf'ın bu sözleri, böyle bir saldırının sonuçlarına dair üstü kapalı bir uyarı niteliği taşıyor. İran, uzun menzilli balistik füzeler ve insansız hava araçları dahil olmak üzere gelişmiş bir savunma sistemine sahip olduğunu iddia ediyor. Bu durum, bölgedeki diğer ülkeler tarafından da yakından izleniyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
ABD-İran gerilimi, yalnızca iki ülkeyi ilgilendirmiyor; Ortadoğu'nun güvenlik mimarisini doğrudan etkiliyor. Hürmüz Boğazı'nın güvenliği, küresel enerji arzı açısından kritik önem taşıyor. İran, bu boğazı kapatma tehdidiyle uluslararası toplum üzerinde baskı kurmaya çalışıyor. ABD ise bölgedeki askeri varlığını artırarak bu tehditlere karşı caydırıcılık sağlamaya çalışıyor. Son dönemde ABD'nin Körfez'e uçak gemisi göndermesi, gerilimin ne kadar yüksek olduğunu gösteriyor.
Bu gerilimin bir diğer boyutu da nükleer müzakereler. 2015 tarihli Kapsamlı Ortak Eylem Planı'nın (KOEP) ABD'nin tek taraflı çekilmesiyle zayıflaması, İran'ın uranyum zenginleştirme faaliyetlerini artırmasına yol açtı. Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı'nın raporları, İran'ın yüksek düzeyde zenginleştirilmiş uranyum stokladığını ortaya koyuyor. Bu durum, İsrail ve bazı Arap ülkelerinde endişe yaratıyor. İsrail, İran'ın nükleer tesislerine yönelik askeri seçenekleri masada tuttuğunu sık sık dile getiriyor.
Galibaf'ın 'Vietnam'dan daha fazla güç' ifadesi, ABD'nin Ortadoğu'daki askeri müdahalelerine yönelik bir eleştiri olarak da algılanıyor. ABD'nin Irak ve Afganistan işgallerinde büyük kayıplar verdiği biliniyor. İran, bu deneyimlerden ders çıkardığını ve ABD'nin İran'la doğrudan bir savaşı göze alamayacağını savunuyor. Bu anlayış, Tahran yönetimini daha cesur adımlar atmaya itiyor.
Bölgesel güçler açısından ise Türkiye, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve diğer Körfez ülkeleri, bu gerilimin yayılmasından endişe duyuyor. Özellikle İran'a yakınlığıyla bilinen grupların faaliyet gösterdiği Irak, Suriye, Lübnan ve Yemen'de çatışmaların derinleşmesi, bölge ülkelerini olumsuz etkileyebilir. Bu nedenle Galibaf'ın açıklamaları, bölgesel aktörler tarafından dikkatle takip ediliyor.
Küresel güçler ise bu gerilimin bir sıcak çatışmaya dönüşmemesi için diplomatik kanalları açık tutmaya çalışıyor. Çin ve Rusya, İran ile yakın ilişkilerini sürdürürken, Avrupa Birliği de diyalog çağrısında bulunuyor. Ancak ABD'nin yaptırım politikası, bu diplomatik çabaların önündeki en büyük engel olarak görülüyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD-İran arasındaki bu gerilim, Türkiye'yi doğrudan etkileyebilecek bir potansiyele sahiptir. Türkiye, enerji ihtiyacının önemli bir kısmını komşularından karşılamakta ve İran'dan doğalgaz ithal etmektedir. Ayrıca, İran'la sınır komşusu olan Türkiye, olası bir çatışma durumunda mülteci akını ve güvenlik sorunlarıyla karşı karşıya kalabilir. Türkiye, bölgesel istikrarın sağlanması için ABD ve İran arasındaki diyaloğu teşvik ederken, kendi güvenlik çıkarlarını da gözetmektedir. Bu bağlamda, Galibaf'ın açıklamaları, Türkiye'nin dikkatle izlemesi gereken bir gelişmedir; zira bölgedeki güç dengelerinin değişmesi, Ankara'nın dış politika manevralarını da etkileyebilir.