BEYRUT — İran, Lübnan'ı Akdeniz kıyısındaki son stratejik nüfuz bölgesi olarak korumak için hesaplı bir kampanya yürütüyor. Tahran yönetimi, Lübnan'ın kaderini Washington'la yapılacak büyük bir anlaşmaya bağlarken, Hizbullah'ın İsrail'le savaşını Beyrut'un değil, kendi şartlarıyla sonlandırmayı amaçlıyor. Bu hamle, Orta Doğu'da yeni bir güç dengesi arayışının en kritik aşamalarından birine işaret ediyor.
Lübnan üzerinden jeopolitik satranç
İran'ın Lübnan stratejisi, 1979 İslam Devrimi'nden bu yana bölgedeki vekil güçler ağının en önemli parçası olan Hizbullah üzerinden şekilleniyor. Hizbullah, sadece askeri bir güç değil, aynı zamanda Lübnan siyasetinde kilit bir aktör. İran, bu örgütü elinde tutarak hem İsrail'e karşı caydırıcılık sağlıyor hem de Suriye ve Irak'taki diğer vekil güçlerle bağlantıyı koruyor. Ancak son dönemde İsrail'in Gazze'deki operasyonları ve Hizbullah'ın kuzey sınırında artan çatışmalar, Lübnan'ı yeni bir savaşın eşiğine getirdi.
Tahran, Hizbullah'ın İsrail'le doğrudan bir çatışmaya girmesini istemiyor. Bunun yerine, mevcut gerilimi ABD ile nükleer müzakerelerde ve yaptırımların hafifletilmesinde bir baskı aracı olarak kullanıyor. İranlı diplomatlar, Lübnan'ın istikrarının ABD'nin Orta Doğu politikası için vazgeçilmez olduğunu vurgulayarak, Washington'u masaya oturmaya zorluyor.
Bölgesel ve küresel boyut
Bu gelişme, sadece Lübnan ve İran'ı değil, tüm Orta Doğu dengelerini etkiliyor. Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi Körfez ülkeleri, İran'ın Lübnan üzerinden nüfuzunu artırmasından endişe duyuyor. Özellikle Suudi Arabistan, Lübnan'da 2005'ten bu yana etkisini kaybetmiş durumda. ABD ise İran'ın bu hamlesini, nükleer anlaşma müzakerelerinde ek bir pazarlık kozu olarak görüyor. Öte yandan İsrail, Hizbullah'ın sınırdaki varlığını kabul edilemez buluyor ve gerektiğinde askeri müdahale sinyali veriyor.
Rusya ve Çin de bu denklemde yer alıyor. Moskova, Suriye'deki askeri varlığı sayesinde İran'la koordinasyon halinde; Pekin ise ekonomik çıkarları doğrultusunda bölgedeki istikrarı önemsiyor. Tüm bu aktörler, Lübnan'ın bir kez daha büyük güçlerin çatışma alanı haline gelmesini istemiyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, Türkiye'nin Orta Doğu politikası açısından kritik önem taşıyor. Türkiye, Lübnan'da Sünni siyasi gruplarla ve Filistinli mültecilerle bağları bulunan bir ülke olarak, Hizbullah'ın güçlenmesini dengeleyici bir rol üstlenmek isteyebilir. Ancak İran'ın Lübnan'ı ABD'ye karşı bir pazarlık aracı olarak kullanması, Türkiye'nin Doğu Akdeniz'deki enerji ve güvenlik çıkarlarını da etkileyebilir. Ankara, Lübnan'daki istikrarsızlığın sığınmacı akışını artırmasından ve terör örgütlerinin bölgede yeniden güç kazanmasından endişe ediyor. Bu nedenle Türkiye'nin, hem İran'la hem de ABD'yle dengeli bir diplomasi yürütmesi bekleniyor.