İran, Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) ve Amerika Birleşik Devletleri'nin (ABD) yayımladığı ortak bildiriye sert tepki gösterdi. Tahran yönetimi, bildiriyi "müdahaleci" olarak nitelendirirken, İran'ın füze programı, Hürmüz Boğazı'ndaki güvenlik politikaları ve bölgesel silahlı gruplara yönelik uluslararası baskıları reddetti. Ortak bildiri, ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken ile KİK ülkelerinin dışişleri bakanları arasında Riyad'da yapılan toplantının ardından 8 Ocak 2023'te yayımlandı. Bildiride, İran'ın bölgedeki faaliyetleri ve balistik füze programına yönelik endişeler dile getirilmişti.
Gelişmenin arka planı
ABD ve KİK ülkeleri, Ortadoğu'da istikrarı tehdit ettiği gerekçesiyle İran'ın füze geliştirme çalışmalarını ve bölgesel nüfuzunu sınırlamak için yıllardır çeşitli yaptırım ve diplomatik baskı araçlarını kullanıyor. Son ortak bildiri, özellikle Hürmüz Boğazı'ndaki seyrüsefer güvenliği ve İran'ın Yemen'deki Husilere sağladığı askeri desteğe odaklanıyor. İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Nasır Kenani, yaptığı açıklamada bildiriyi "temelsiz iddialar" olarak nitelendirirken, Tahran'ın kendi savunma ihtiyaçlarını bağımsız olarak belirleme hakkına sahip olduğunu vurguladı. Kenani ayrıca, Körfez güvenliğinin ancak bölgesel işbirliğiyle sağlanabileceğini, dış güçlerin müdahalesinin sorunu derinleştirdiğini ifade etti.
İran'ın balistik füze programı, başta İsrail ve Suudi Arabistan olmak üzere bölgedeki birçok ülke tarafından tehdit olarak algılanıyor. Ancak Tahran, füze sistemlerinin savunma amaçlı olduğunu ve herhangi bir ülkeyi hedef almadığını savunuyor. ABD'nin 2018'de nükleer anlaşmadan (JCPOA) tek taraflı çekilmesi ve İran'a yönelik yaptırımların yeniden uygulanması, Tahran'ın füze geliştirme çabalarını hızlandırmasına yol açtı. KİK ülkeleri ise bir yandan İran'la diyaloğu sürdürmeye çalışırken, diğer yandan ABD ile güvenlik işbirliğini derinleştiriyor.
Bölgesel veya küresel boyut
Bu gerilim, Ortadoğu'da zaten kırılgan olan güç dengelerini daha da karmaşık hale getiriyor. İran'ın KİK ve ABD'ye yönelik sert söylemi, özellikle Hürmüz Boğazı üzerinden küresel enerji ticaretini etkileme potansiyeli taşıyor. Dünya petrol arzının yaklaşık beşte biri buradan geçerken, İran'ın boğazı kontrol etme tehdidi uluslararası piyasalarda tedirginlik yaratıyor. Ayrıca Yemen'deki iç savaşta Husileri destekleyen Tahran, Suudi Arabistan liderliğindeki koalisyona karşı vekalet savaşı yürütüyor. Bu durum, bölgesel istikrarsızlığı körüklerken, ABD'nin Körfez'deki askeri varlığını da meşrulaştırıyor.
Son aylarda İran ile Suudi Arabistan arasında diplomatik temasların yeniden canlandığına dair sinyaller olsa da, bu tür bildiriler iki ülke arasındaki güven eksikliğini gözler önüne seriyor. Çin'in arabuluculuğunda yürütülen görüşmeler henüz somut bir sonuç vermemişken, ABD'nin Körfez müttefikleriyle birlikte hareket etmesi İran'ı daha da köşeye sıkıştırabilir. Tahran ise bu baskılara karşı koymak için Rusya ve Çin'le daha yakın işbirliği arayışında.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme Türkiye için bölgesel güvenlik ve enerji arzı açısından kritik önem taşıyor. Türkiye, İran ve Körfez ülkeleri arasındaki gerilimin tırmanması halinde bölgesel krizlerin (örneğin Suriye, Irak) daha da derinleşebileceği bir ortamda hareket etmek zorunda kalabilir. Ayrıca Hürmüz Boğazı'ndaki olası bir çatışma, Türkiye'nin enerji ithalat fiyatlarını doğrudan etkileyebilir. Ankara, bir yandan İran'la enerji ve ticaret bağlarını sürdürürken, diğer yandan KİK ülkeleriyle ekonomik ve siyasi ilişkilerini geliştirme stratejisi izliyor. Bu nedenle Türkiye, taraflar arasında diyalog kanallarının açık tutulmasından ve istikrarlı bir bölgesel ortamdan yana.