İran, Nisan 2024'te yürürlüğe giren ateşkes anlaşmasının ardından ilk kez İsrail'e yönelik geniş çaplı bir füze saldırısı başlattı. Saldırı, İran'ın devrim muhafızlarına bağlı hava kuvvetleri tarafından gerçekleştirilirken, atılan füzelerin bir kısmının İsrail hava savunma sistemleri tarafından durdurulduğu, bir kısmının ise hedeflerine ulaştığı bildirildi. İsrail ordusu, saldırı sonrası ülke genelinde sirenlerin çaldığını ve halkın sığınaklara yönlendirildiğini duyurdu. Olayda can kaybı yaşanıp yaşanmadığına dair henüz resmi bir açıklama yapılmazken, bölgede tansiyonun hızla yükseldiği görülüyor.
Gelişmenin arka planı
İran'ın bu saldırısı, 1 Nisan 2024'te imzalanan ve taraflar arasında doğrudan çatışmayı önlemeyi amaçlayan ateşkes anlaşmasının ardından gelen en ciddi askeri hamle olarak değerlendiriliyor. Ateşkes, İsrail'in Şam'daki İran konsolosluğuna düzenlediği ve aralarında üst düzey devrim muhafızları komutanlarının da bulunduğu 13 kişinin ölümüne yol açan saldırının ardından sağlanmıştı. O dönemde İran, misilleme yapacağını açıklamış ancak uluslararası baskılar sonucunda geri adım atmıştı. Ancak son haftalarda İsrail'in Lübnan'ın güneyine yönelik saldırılarını yoğunlaştırması ve Hizbullah hedeflerini vurması, Tahran yönetimini yeniden harekete geçmeye itti.
İran devlet medyasına göre, saldırı emri doğrudan dini lider Ayetullah Ali Hamaney tarafından verildi. İranlı yetkililer, saldırının İsrail'in bölgedeki 'saldırgan politikalarına' bir cevap olduğunu ve sınırlı bir operasyon olarak planlandığını belirtti. Öte yandan İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, güvenlik kabinesini acil toplantıya çağırarak olası bir misilleme stratejisini değerlendirmeye başladı.
Bölgesel ve küresel boyut
Bu saldırı, Ortadoğu'da zaten kırılgan olan dengeleri daha da karmaşık hale getirdi. İran ve İsrail arasında yıllardır süren gölge savaşı, ilk kez bu denli doğrudan bir çatışmaya dönüşme potansiyeli taşıyor. Lübnan Hizbullahı, İran'ın hamlesini desteklediğini açıklarken, Yemen'deki Husiler de İsrail'e yönelik saldırılarını artırabileceklerinin sinyalini verdi. ABD ise İsrail'e tam destek mesajı yayınlarken, bölgedeki askeri varlığını artırdığı bildirildi. Birleşmiş Milletler ve Avrupa Birliği, tarafları itidal çağrısında bulunarak gerilimin düşürülmesini istedi ancak ateşkesin yeniden sağlanması için somut bir adım atılmadı.
Uzmanlar, İran'ın bu adımının aslında İsrail'in Lübnan'daki operasyonlarına karşı bir caydırıcılık oluşturmayı hedeflediğini, ancak aynı zamanda bölgesel bir savaş riskini de beraberinde getirdiğini vurguluyor. Özellikle İran'ın nükleer programı konusunda kritik bir dönemeçten geçilirken, bu tür bir askeri hamlenin uluslararası toplumda yeni yaptırım tartışmalarını da tetiklemesi olası.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, İran ve İsrail arasındaki bu doğrudan çatışma riskinden doğrudan etkilenebilecek ülkelerin başında geliyor. Coğrafi olarak her iki ülkeyle de sınırı olmamakla birlikte, özellikle Suriye ve Irak üzerinden gelişen olaylar Türkiye'nin güvenliğini tehdit edebilir. İran'ın Lübnan'daki vekil güçlerle olan bağları, Türkiye'nin de yakından izlediği bir konudur. Ekonomik açıdan ise, bölgede olası bir savaş enerji fiyatlarının yükselmesine ve ticaret yollarının sekteye uğramasına yol açabilir. Türkiye, bu krizde arabulucu rolü üstlenmeye çalışsa da taraflar arasındaki derin husumet bu rolü zorlaştırmaktadır. Ankara'nın önceliği, gerilimin Türkiye sınırına sıçramaması ve bölgesel istikrarın korunması olacaktır.