İsrail ile İran arasındaki gerilim, son haftalarda yeniden yükselişe geçti. İsrail Hava Kuvvetleri'nin (IAF) operasyonel hareketliliği, deniz kuvvetlerinin konuşlandırılması ve karşılıklı tehditkar açıklamalar, bölgede yeni bir askeri çatışmanın kapıda olabileceği yorumlarına yol açıyor. İsrail basınında ve uluslararası savunma çevrelerinde 'İkinci Destansı Öfke' olarak anılan olası bir operasyon, Nisan 2024'teki İran'ın İsrail'e yönelik benzeri görülmemiş saldırısına atıfla gündeme geliyor. TWZ (The War Zone) tarafından yayımlanan analizde, sahadaki askeri hazırlıkların ve istihbarat sinyallerinin, İran'a yönelik geniş kapsamlı bir İsrail askeri operasyonunun yakın olabileceğini gösterdiği belirtildi.
Askeri Hazırlıklar ve Sinyaller
Habere göre, İsrail Hava Kuvvetleri son günlerde yoğun bir eğitim ve tatbikat programı yürütüyor. Özellikle uzun menzilli hava operasyonlarına yönelik hazırlıklar, yakıt ikmali yetenekleri ve hassas güdümlü mühimmat kullanımına dair tatbikatlar dikkat çekiyor. Deniz kuvvetlerinin de Doğu Akdeniz ve Kızıldeniz'deki konuşlandırmalarını artırdığı, bazı savaş gemilerinin stratejik noktalara kaydırıldığı ifade ediliyor. Bu hareketlilik, İsrail'in olası bir çok cepheli çatışmaya hazırlandığı şeklinde yorumlanıyor.
İsrailli yetkililerin son dönemde yaptığı açıklamalar da gerilimi tırmandırıcı nitelikte. Savunma Bakanlığı ve Genelkurmay'dan gelen mesajlarda, İran'ın nükleer programı ve bölgesel milis güçleri aracılığıyla yürüttüğü 'vekil savaşı'na karşı 'gerekli her türlü adımın atılacağı' vurgulanıyor. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun da İran'ı hedef alan sert söylemleri, diplomasi yerine askeri seçeneğin masada olduğunu gösteriyor.
Öte yandan, İran tarafı da provokatif adımlar atmaktan geri durmuyor. Devrim Muhafızları Ordusu'nun (IRGC) üst düzey komutanları, İsrail'e yönelik herhangi bir saldırının 'misliyle karşılık bulacağını' açıkladı. İran'ın bölgedeki vekil güçleri üzerinden İsrail'e yönelik tehditlerini sürdürdüğü, Lübnan Hizbullahı ve Suriye'deki unsurların da alarm durumuna geçtiği bildiriliyor. Bu karşılıklı restleşme, bölgede yanlış hesaplama riskini artırıyor.
Bölgesel ve Küresel Yansımalar
İsrail-İran gerilimi, yalnızca iki ülkeyi değil, tüm Ortadoğu'yu etkileyecek potansiyele sahip. Nisan 2024'te İran'ın İsrail'e yönelik gerçekleştirdiği füze ve İHA saldırısı, bölgede büyük bir şok etkisi yaratmış, ABD ve müttefiklerinin hava savunma sistemleriyle müdahalesiyle önlenmişti. O dönemde İsrail'in misilleme saldırısı sınırlı tutulmuş ve taraflar arasında bir denge gözetilmişti. Ancak şimdi, İsrail'in daha kapsamlı bir operasyon hazırlığında olduğu iddiası, bu dengeyi bozabilir.
Uluslararası toplum, olası bir çatışmanın enerji arz güvenliği ve küresel ekonomi üzerindeki etkilerinden endişe ediyor. Basra Körfezi'nde yaşanabilecek bir kriz, petrol fiyatlarında ani yükselişe neden olabilir. Ayrıca, İran'ın nükleer tesislerine yönelik bir saldırı, bölgesel bir savaşı tetikleyebilir ve ABD'yi de içine çekebilir. ABD yönetimi, İsrail'e desteğini yinelemiş olsa da, geniş çaplı bir savaşın önlenmesi için diplomatik kanalları açık tutmaya çalışıyor. Ancak İsrail'in tek taraflı hareket etme ihtimali, Washington'u zor durumda bırakabilir.
Rusya ve Çin'in tutumu da kritik. Her iki ülke de İran ile yakın ilişkilere sahip ve olası bir çatışmada İran'a siyasi destek verebilir. Bu durum, küresel güçler arasındaki rekabeti derinleştirebilir. BM Güvenlik Konseyi'nde yaşanabilecek kilitlenme, uluslararası toplumun etkili bir yanıt vermesini zorlaştırabilir.
Bölgedeki diğer aktörler de gelişmeleri yakından izliyor. Suudi Arabistan ve Körfez ülkeleri, İran'ın nükleer programından duydukları rahatsızlığı dile getirirken, aynı zamanda bölgesel istikrarsızlığın kendi ekonomilerine zarar vermesinden çekiniyor. Mısır ve Ürdün gibi ülkeler ise çatışmanın yayılmasını engellemek için diplomatik çabalarını sürdürüyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İsrail-İran gerilimindeki tırmanma, Türkiye'nin güvenlik ve dış politika gündeminde önemli bir yer tutuyor. Türkiye, komşusu İran ile ekonomik ve siyasi ilişkilerini sürdürürken, İsrail ile de diplomatik kanalları açık tutuyor. Olası bir çatışma, Türkiye'nin enerji ithalatını ve bölgesel ticaret yollarını olumsuz etkileyebilir. Ayrıca, mülteci akınları ve terör riski gibi istikrarsızlık faktörleri sınırlarına dayanabilir. Türkiye, özellikle Doğu Akdeniz'deki dengeler açısından da hassas; bölgesel bir savaş, NATO içindeki pozisyonunu ve savunma stratejilerini yeniden gözden geçirmesini gerektirebilir. Ankara'nın, taraflar arasında arabuluculuk yapma ve diplomasiyi öne çıkarma çabaları, kendi güvenliği için de kritik önem taşıyor.