İran, 1 Nisan'da Şam'daki konsolosluk saldırısına misilleme olarak başlattığı füze ve drone saldırısından bu yana ilk kez İsrail topraklarına doğrudan bir askeri saldırı düzenledi. Tahran yönetimi, pazar günü erken saatlerde İsrail'in Lübnan'ın başkenti Beyrut'a yönelik hava saldırısına yanıt olarak harekete geçtiğini açıkladı. İsrail ordusu, İran'dan atılan füzelerin büyük bölümünün hava savunma sistemleri tarafından imha edildiğini duyururken, saldırının neden olduğu can kaybına ilişkin resmi bir açıklama yapılmadı.
Beyrut Saldırısı ve İran Tehdidi
Pazar günü İsrail savaş uçakları, Lübnan'ın başkenti Beyrut'un güney banliyölerine hava saldırıları düzenledi. Saldırıda, İran destekli Hizbullah'ın üst düzey komutanlarından birinin hedef alındığı belirtiliyor. İsrail ordusu, saldırının Hizbullah'ın füze kapasitesine yönelik olduğunu ve sivil kayıpları en aza indirmek için hassas mühimmat kullanıldığını iddia etti. Ancak yerel kaynaklar, saldırıda en az 10 sivilin hayatını kaybettiğini bildirdi.
Beyrut saldırısı sonrası İran Dışişleri Bakanlığı'ndan yapılan açıklamada, "Siyonist rejimin pervasız saldırıları karşılıksız kalmayacaktır. İran, müttefiklerinin güvenliğini kendi güvenliği olarak görür" denildi. Açıklamanın ardından İran Devrim Muhafızları, İsrail'in kuzeyindeki askeri hedeflere yönelik bir füze salvosu başlattıklarını duyurdu. İsrail'in kuzey bölgelerinde sirenler çalarken, halk sığınaklara yöneldi.
Bölgesel ve Küresel Boyut: Artan Gerilim ve Uluslararası Tepkiler
Bu son saldırı, İsrail ile İran arasında uzun süredir devam eden gölge savaşın açık bir çatışmaya dönüşme riskini artırıyor. Nisan ayında İran'ın Şam'daki konsolosluk binasına yapılan saldırıya misilleme olarak İsrail'e yaklaşık 300 drone ve füze fırlatması, iki ülkeyi savaşın eşiğine getirmiş ancak uluslararası baskı ve diplomatik girişimler sayesinde taraflar gerilimi düşürmüştü. Ancak bu kez, İsrail'in Beyrut'a yönelik saldırısı ve ardından İran'ın füze atışı, bölgesel dengeleri yeniden sarsıyor.
ABD Dışişleri Bakanlığı, saldırıyı kınayarak İsrail'e tam destek mesajı verdi ve bölgedeki askeri varlığını artırma sinyali gönderdi. Avrupa Birliği ise taraflara itidal çağrısı yaparken, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin acil toplanması talep edildi. Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi Körfez ülkeleri, gerilimin yayılmasından endişe duyduklarını ifade ederek diplomatik çözüm çağrısında bulundu. Öte yandan Rusya, İran'ın saldırısını "provokasyona yanıt" olarak nitelendirirken, Çin sessizliğini koruyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, İsrail-İran geriliminin tırmanmasından doğrudan etkilenebilecek ülkelerin başında geliyor. İki ülke arasında yaşanacak olası bir savaş, Türkiye'nin güney sınırlarına yakın bölgelerde istikrarsızlık yaratabilir. Ayrıca Türkiye, İran ve İsrail ile ticari ilişkilerini sürdürürken, enerji ithalatında önemli bir rol oynayan İran'dan gelen doğalgaz ve petrol akışının kesintiye uğraması riski bulunuyor. Ankara, bu tür krizlerde arabuluculuk rolü üstlenme potansiyeline sahip olsa da, mevcut siyasi ortamda bunun zor olabileceği değerlendiriliyor. Türkiye'nin NATO üyeliği ve ABD ile dengeli ilişkiler kurma çabası, bölgesel krizlerde manevra alanını sınırlayabilir. Bu nedenle Türkiye'nin, gerilimin daha fazla tırmanmasını önlemek için diplomatik girişimlerde bulunması bekleniyor.