İran'ın nükleer programı, son dönemdeki çatışma ve gerilimlere rağmen yavaşlamış olsa da durmadı. Yetkililer ve uzmanlar, ülkenin üç önemli nükleer tesisinin (Natanz, Fordow ve İsfahan) hâlâ faaliyette olduğunu ve bu tesislerin İran'ın nükleer kapasitesinin bel kemiğini oluşturduğunu ifade ediyor. Batılı istihbarat kaynaklarına göre, uranyum zenginleştirme faaliyetleri devam ediyor; ancak son dönemdeki saldırılar ve sabotaj girişimleri programın hızını kesmiş durumda. Bu gelişmeler, uluslararası toplumun İran'ın nükleer faaliyetlerine yönelik endişelerini yeniden gündeme getiriyor.
Gelişmenin Arka Planı
İran'ın nükleer programı, 2000'li yıllardan bu yana uluslararası toplumun en önemli gündem maddelerinden biri. Ülke, 2015 yılında imzalanan Kapsamlı Ortak Eylem Planı (KOEP) çerçevesinde uranyum zenginleştirme faaliyetlerini sınırlandırmayı kabul etmişti. Ancak 2018'de ABD'nin anlaşmadan tek taraflı çekilmesi ve yaptırımları yeniden devreye sokmasıyla İran, anlaşmadaki yükümlülüklerini kademeli olarak askıya aldı. Bu süreçte Natanz ve Fordow tesislerindeki zenginleştirme seviyeleri yükseldi; İsfahan'daki dönüşüm tesisi de dikkat çekti.
Uzmanlara göre, İran'ın nükleer programı son yıllarda hem dış saldırılar hem de iç teknik sorunlarla mücadele etti. Natanz tesisine yönelik 2021'deki sabotaj, santrifüjlerin kapasitesini geçici olarak düşürdü. Fordow tesisi ise daha derin yeraltı koruması sayesinde saldırılara karşı daha dayanıklı. İsfahan'daki tesis, uranyum oksitten uranyum heksaflorüre dönüşüm sürecinde kritik bir rol oynuyor. Son dönemde İsrail'in İran'a yönelik hava saldırıları, bu tesislerin bazılarını hedef aldı; ancak tahribat sınırlı kaldı.
Bölgesel ve Küresel Boyut
İran'ın nükleer faaliyetleri, yalnızca Ortadoğu'yu değil, küresel güvenlik dengelerini de etkiliyor. İsrail, İran'ın nükleer silah kapasitesine ulaşmasını engellemek için askeri seçeneklerin masada olduğunu sık sık vurguluyor. ABD ise diplomasiye öncelik verse de yaptırım kartını elinde tutuyor. Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı'nın (UAEA) son raporları, İran'ın zenginleştirilmiş uranyum stoğunu artırdığını ve bunun %60 saflık seviyesine ulaştığını gösteriyor; bu oran, silah yapımı için gereken %90 seviyesine oldukça yakın.
Rusya ve Çin ise İran'la iş birliğini sürdürüyor. Özellikle Rusya, İran'ın nükleer santral projelerine teknik destek sağlıyor. Bu durum, Batı'nın yaptırım politikalarının etkisini sınırlandırıyor. Bölgesel düzeyde, Suudi Arabistan ve Körfez ülkeleri, İran'ın nükleer programından duydukları endişeyi dile getiriyor; bu da bölgede bir silahlanma yarışı riskini artırıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İran'ın nükleer programı, Türkiye'nin güvenlik ve dış politika öncelikleri açısından kritik bir öneme sahip. Türkiye, komşusu İran'ın nükleer silah edinmesine karşı çıkıyor; ancak bu konuda diplomasi ve diyaloğu ön planda tutuyor. Türkiye, İran'a yönelik yaptırımlara katılmadığı gibi, enerji ithalatında da İran'a bağımlı. Bu nedenle, olası bir askeri çatışma, hem Türkiye'nin güvenliğini tehdit eder hem de enerji arzını kesintiye uğratabilir. Ayrıca, İran'daki olası bir göç dalgası, Türkiye'nin insani yükünü artırabilir. Türkiye, bölgesel istikrar için İran'ın nükleer programının barışçıl amaçlarla sınırlandırılmasını ve uluslararası denetime açık olmasını savunuyor.