İran destekli Yemenli Husilerin Kızıldeniz'de ticari gemilere yönelik saldırıları, ABD'nin bölgedeki askeri varlığını artırmasıyla daha da karmaşık bir hal aldı. Husiler, İsrail'e destek veren ülkelere ait olduğunu iddia ettikleri tankerleri hedef alırken, ABD de Yemen'deki Husi mevzilerini bombalamaya devam ediyor. Çatışmaların odağında yer alan Bab el-Mendeb Boğazı, küresel deniz ticaretinin yaklaşık %10'unu oluşturması nedeniyle stratejik önem taşıyor. Husilerin ablukası, daha önce İran'ın Hürmüz Boğazı'nda yarattığı tehdide eklendi. Bu durum, enerji ve mal taşımacılığında ciddi aksamalara yol açarken, küresel tedarik zincirlerinde yeni bir kriz kapıda.
Gelişmelerin arka planı: Husilerin deniz stratejisi ve ABD'nin tepkisi
Husiler, 7 Ekim 2023'te başlayan İsrail-Hamas savaşının ardından, İsrail'e destek veren ülkelerin gemilerini hedef alacaklarını duyurmuştu. Yemen açıklarında çok sayıda ticari gemiye roketli saldırı düzenleyen Husiler, uluslararası toplumun tepkisini çekti. ABD, bölgeye savaş gemileri ve denizaltılar göndererek karşılık verdi. Ancak ABD'nin Yemen'deki Husi hedeflerini vurması, gerilimi düşürmek yerine daha da tırmandırdı. Husiler, ABD'nin saldırılarına rağmen ablukayı sıkılaştırdı ve Bab el-Mendeb Boğazı'ndan geçişleri neredeyse durma noktasına getirdi. Bu durum, küresel deniz sigorta primlerini artırdı ve birçok gemi rotasını Ümit Burnu'na çevirmek zorunda kaldı. Uzmanlar, Husilerin elindeki yüksek teknoloji ürünü füzelerin, İran'ın doğrudan desteğiyle sağlandığını belirtiyor.
İran'ın kendisi de doğrudan saldırılara başladı. Geçtiğimiz haftalarda İran donanması, uluslararası sularda birkaç tankere el koydu veya saldırı düzenledi. Tahran yönetimi, bu eylemlerinin İsrail'e karşı bir misilleme olduğunu öne sürse de, asıl hedefin küresel petrol ticaretini etkilemek olduğu düşünülüyor. İran'ın Hürmüz Boğazı'nı kapatma tehdidi, özellikle Körfez ülkelerinin petrol ihracatı için hayati önem taşıyor. Bu tehdit, dünya petrol fiyatlarının yükselmesine neden oldu.
Bölgesel ve küresel boyut: Boğazlar savaşı ve enerji arzı
Bab el-Mendeb ve Hürmüz Boğazları, dünya enerji ticaretinin iki ana arterini oluşturuyor. Bab el-Mendeb'den günde yaklaşık 6,2 milyon varil petrol geçerken, Hürmüz'den bu rakam 17 milyon varile ulaşıyor. Husilerin ablukası, Kızıldeniz ve Süveyş Kanalı üzerinden yapılan ticareti baltalarken, İran'ın Hürmüz tehdidi ise Asya ve Avrupa'ya yönelik enerji akışını tehlikeye atıyor. Her iki boğazda yaşanacak bir kapatma, küresel ekonomiyi resesyona sürükleyebilir. Çin, Hindistan ve Avrupa ülkeleri bu durumdan en çok etkilenecek ülkeler arasında yer alıyor.
ABD, bölgedeki müttefikleriyle birlikte deniz konvoyları oluşturarak ticaretin devamlılığını sağlamaya çalışıyor. Ancak Husilerin saldırıları, askeri konvoyları dahi hedef alabiliyor. Bu durum, ABD'nin bölgede kalıcı bir askeri angajmanını gerektirebilir. Aynı zamanda İsrail, saldırılara doğrudan müdahil olmamakla birlikte, Husilerin füze tehdidine karşı hava savunma sistemlerini devreye soktu. Savaşın yayılma riski, bölgesel bir çatışmaya dönüşme potansiyelini artırıyor.
İnsani ve ekonomik sonuçlar
Husilerin saldırıları sadece ticari gemileri değil, aynı zamanda Yemen'e insani yardım taşıyan gemileri de etkiliyor. Yemen'de devam eden iç savaş, halkı zaten kıtlık ve hastalıklarla boğuşurken, deniz ablukası durumu daha da kötüleştiriyor. Birleşmiş Milletler, ablukanın kaldırılması için taraflara çağrıda bulunsa da somut bir ilerleme kaydedilmiş değil. Küresel tedarik zincirleri ise Pandemi sonrası toparlanma sürecinde yeni bir darbe daha alıyor. Nakliye maliyetleri artarken, gecikmeler ve rota değişiklikleri enflasyonist baskıları artırıyor. Özellikle gıda ve enerji fiyatlarındaki yükseliş, gelişmekte olan ülkeleri daha derinden etkiliyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişmeler, Türkiye'nin dış ticaretini ve enerji arzını doğrudan ilgilendiriyor. Kızıldeniz ve Süveyş Kanalı, Türkiye'nin Asya ve Avrupa arasındaki ticaretinde kritik bir rol oynuyor. Husilerin ablukası, Türk gemilerinin güvenliğini tehdit ederken, navlun maliyetlerini artırıyor. Ayrıca, Türkiye'nin enerji ithalatının büyük bir kısmını oluşturan petrol ve doğalgaz fiyatlarındaki olası artış, cari açığı daha da büyütebilir. İran'ın Hürmüz tehdidi ise özellikle petrol fiyatları üzerinden Türkiye'yi etkileyecek gibi görünüyor. Türkiye, bölgede deniz güvenliğinin sağlanması için diplomatik inisiyatif alabilir, ancak doğrudan askeri müdahaleden kaçınarak denge politikası izlemeye devam edecektir.