İran, Cumartesi günü Hürmüz Boğazı'nın yeniden açılması için bir dizi talep açıkladı ve bu talepler bazı çevrelerce 'yeni' ön koşullar olarak nitelendirildi. Ancak Washington'dan bildiren FRANCE 24 muhabiri Fraser Jackson, taleplerin birçoğunun Haziran ayında imzalanan İslamabad Mutabakatı'nda (MoU) ABD tarafından 'zaten kabul edildiğini' vurguladı. Bu durum, Tahran'ın söz konusu taleplerinin aslında daha önce üzerinde mutabık kalınan hükümlerin teyidi niteliğinde olduğunu ortaya koyuyor.
Hürmüz Boğazı Gerilimi ve İran'ın Talepleri
Hürmüz Boğazı, dünya petrol arzının yaklaşık beşte birinin geçtiği stratejik bir su yolu olarak küresel enerji güvenliğinin kilit noktalarından biri. Son haftalarda İran'ın bölgedeki askeri tatbikatları ve ticari gemilere yönelik müdahaleleri, boğazın trafiğe kapanması ihtimalini gündeme getirmişti. İran yönetimi, özellikle Batı yaptırımlarının yol açtığı ekonomik baskıyı hafifletmek amacıyla bu stratejik kozu kullanmaya çalışıyor.
Cumartesi günü yapılan açıklamada, İran Dışişleri Bakanlığı'nın boğazın yeniden açılması için öne sürdüğü koşullar arasında, ABD'nin bölgedeki askeri varlığını azaltması, İran'ın uluslararası bankacılık sistemine erişiminin sağlanması ve petrol ihracatına yönelik yaptırımların kaldırılması yer aldığı bildirildi. Ancak Fraser Jackson'ın aktardığına göre, bu taleplerin büyük kısmı, iki ülke arasında Haziran ayında Pakistan'ın başkenti İslamabad'da imzalanan memorandumda zaten kabul edilmişti. Söz konusu mutabakat, nükleer müzakerelerin yeniden başlatılmasının ön koşulu olarak görülmüş ve İran'ın bazı ekonomik taleplerini içermişti.
Washington'un Rolü ve Mutabakatın İçeriği
İslamabad Mutabakatı, Biden yönetiminin İran ile diplomasiye dönüş çabalarının bir parçası olarak değerlendiriliyor. Mutabakata göre, ABD'nin İran'ın petrol ihracatına yönelik bazı yaptırımları gevşetmesi ve Tahran'ın dondurulmuş varlıklarına erişimini sağlaması öngörülürken, İran'ın da uranyum zenginleştirme faaliyetlerini sınırlandırmayı kabul ettiği belirtiliyor. Uzmanlar, bu anlaşmanın uygulanmasının halihazırda zorlu bir süreç olduğunu, ancak Hürmüz taleplerinin aslında bu mutabakatın bir uzantısı olduğunu ifade ediyor.
Washington yönetiminden gelen ilk tepkilerde, İran'ın taleplerinin 'yeni olmadığı' ve 'müzakere masasında zaten ele alındığı' vurgulandı. Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Konseyi sözcüsü yaptığı açıklamada, 'İran'ın talepleri, daha önce üzerinde anlaşmaya varılan çerçevenin dışına çıkmıyor; ancak biz Hürmüz Boğazı'nın derhal ve koşulsuz olarak uluslararası ticarete açılmasını bekliyoruz' dedi. Bu açıklama, ABD'nin İran'ın manevralarına karşı net bir duruş sergilediğini gösteriyor.
Öte yandan, Fransa'nın başkenti Paris'teki diplomatik kaynaklar, Avrupa Birliği'nin de Hürmüz konusunda arabuluculuk girişimlerini sürdürdüğünü, ancak taraflar arasındaki güven bunalımının bu çabaları sekteye uğratabileceğini belirtiyor. İran'ın taleplerinin bazılarının kabul edilmiş olmasına rağmen, fiili uygulamanın zaman alması ve taraflar arasındaki derin güvensizlik, krizin çözümünü zorlaştırıyor.
Bölgesel ve Küresel Enerji Güvenliği
Hürmüz Boğazı'nın kapanması, küresel petrol fiyatlarında ani bir sıçramaya neden olabilir. Uzmanlar, bu durumun özellikle Asya'nın gelişmekte olan ekonomileri için ciddi sonuçlar doğurabileceğine dikkat çekiyor. Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi bölge ülkeleri, boğazın güvenliğini sağlamak için alternatif boru hatlarına yönelik projeleri hızlandırmış durumda. Ancak bu projelerin tamamlanması yıllar alabilir.
Uzmanlara göre, İran'ın Hürmüz kartını masaya koyması, ekonomik baskı altındaki Tahran yönetiminin müzakere gücünü artırma stratejisinin bir parçası. Ancak bu strateji, bölgede askeri bir çatışma riskini de beraberinde getiriyor. İsrail'in de yakından izlediği bu gelişme, İran'ın nükleer programına ilişkin endişeleri yeniden alevlendirebilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Hürmüz Boğazı'ndaki gerilim, Türkiye'nin enerji güvenliği açısından kritik bir öneme sahip. Türkiye, ham petrol ve doğal gaz ithalatının önemli bir bölümünü bu boğaz üzerinden gerçekleştiriyor. Olası bir kapanma, Türkiye'de enerji maliyetlerini artırabilir ve enflasyonist baskıları şiddetlendirebilir. Ayrıca, İran ile ticari ilişkilerini geliştirmeye çalışan Türkiye, yaptırımların ve gerginliğin bu ilişkileri olumsuz etkilemesinden endişe duyuyor. Ankara'nın, hem enerji arz güvenliğini garanti altına almak hem de bölgede istikrarın sağlanmasına katkı sunmak amacıyla diplomatik girişimlerini artırması bekleniyor. Bu bağlamda, Türkiye'nin hem ABD hem de İran ile diyalog kanallarını açık tutması, krizin Türkiye'ye etkilerini sınırlayabilir.