15 Haziran'da ABD ile İran arasında çerçeve anlaşmasının duyurulması, dikkatleri doğrudan Washington-Tahran hattına çevirmişti. Hürmüz Boğazı'nın yeniden açılması, ABD deniz ablukasının kaldırılması ve İran'ın nükleer programının akıbeti gibi başlıklar, küresel kamuoyunun ana gündem maddeleriydi. Ancak anlaşmanın göz ardı edilen boyutu, bölgesel güç dengesinde yarattığı derin etkiler oldu. Özellikle Lübnan'daki Hizbullah'ın, bu anlaşmayı kendi çıkarına kullanma stratejisi, ülkeyi içinden çıkılmaz bir krize sürükledi. ABD'nin uzun süredir uyguladığı müzakere baskısı sonucu Hizbullah'ın manevra alanı daralırken, örgütün risk alma eğilimi, Lübnan'ın istikrarını her zamankinden daha kırılgan hale getirdi.
Anlaşmanın Bilinmeyen Boyutu: Hizbullah'ın Daralan Manevra Alanı
ABD-İran anlaşmasının 15 Haziran'da imzalanmasının ardından, özellikle Hizbullah'ın Lübnan'daki silahlı varlığı ve İran'dan aldığı lojistik destek, yeni bir döneme girmiş oldu. Anlaşmanın uygulanması için kurulan ortak komisyonlar, Lübnan sınırındaki silah sevkiyatlarının denetlenmesine başlarken, Hizbullah'ın bu duruma tepkisi sert oldu. Örgüt, anlaşmayı “İran'ın tavizleri” olarak nitelendirdi ve kendi güvenlik çıkarlarını korumak için sahadaki varlığını artırma kararı aldı. Bu bağlamda, Hizbullah lideri Hasan Nasrallah'ın yaptığı açıklamada, “İran'ın egemen kararlarına saygı duyuyoruz ancak Lübnan'ı savunma hakkımızı koruyacağız” ifadeleri, örgütün bağımsız hareket etme iradesini ortaya koydu.
Tüm bu gelişmeler, Lübnan'da zaten kırılgan olan siyasi dengeleri alt üst etti. Hükümetin, Hizbullah'ın silahlı kanadının ülke dışındaki operasyonlarını engelleyememesi, uluslararası toplumun gözünde Lübnan'ın “başarısız devlet” kategorisine girmesine neden oldu. Özellikle İsrail ile Hizbullah arasında yaşanan son sınır çatışmaları, anlaşmanın Orta Doğu'daki en önemli istikrarsızlık kaynaklarından biri olduğunu bir kez daha gösterdi. Hizbullah'ın risk stratejisi, sadece İsrail'i hedef almakla kalmıyor, aynı zamanda Lübnan'ı da bölgesel bir savaşın eşiğine getiriyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut: Yeni Güç Dengesi
ABD-İran anlaşması, bölgesel güç dengelerini yeniden şekillendirirken, bu durumdan en fazla etkilenen ülkelerin başında Suudi Arabistan ve İsrail geliyor. Suudi Arabistan, İran'ın nükleer programının dondurulmasını olumlu karşılasa da, Hizbullah'ın bölgedeki faaliyetlerinin artmasını tehdit olarak görüyor. Özellikle Yemen'deki Husilere verilen destek, Suudi Arabistan'ı endişelendiriyor. Öte yandan İsrail, Hizbullah'ın sınır boyunca inşa ettiği tünelleri ve füze cephaneliğini “varoluşsal bir tehdit” olarak değerlendiriyor. İsrail Hava Kuvvetleri'nin son dönemde Lübnan'ın Bekaa Vadisi'ne düzenlediği saldırılar, bu tehdit algısının somut bir yansıması. Bu gelişmeler, ABD'nin bölgedeki müttefiklerinin, anlaşmaya temkinli yaklaşmasına neden oluyor.
Tüm bu gelişmeler, küresel enerji piyasalarında da dalgalanmalara yol açtı. Hürmüz Boğazı'nın açılması, petrol fiyatlarını kısa vadede düşürse de, bölgedeki çatışma riskinin devam etmesi, piyasaların tedirginliğini sürdürüyor. Uluslararası para fonları, Lübnan'ın ekonomik krizinin derinleştiğini ve ülkenin uluslararası yardıma daha da bağımlı hale geldiğini raporluyor. Hizbullah'ın siyasi kanadının, hükümet üzerindeki etkisi, ekonomik reformların önündeki en büyük engel olarak görülüyor. Bu bağlamda, Hizbullah'ın risk stratejisi, sadece güvenlik değil, aynı zamanda ekonomik istikrarsızlığı da derinleştiriyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, Türkiye'nin güvenlik ve dış politika çıkarlarını doğrudan ilgilendiriyor. Türkiye, Lübnan'daki siyasi krizin büyümesini ve Hizbullah'ın artan risk alma eğilimini, bölgesel istikrarsızlığın bir kaynağı olarak görüyor. Özellikle Suriye'deki iç savaşın yansımaları ve mülteci akını, Türkiye'yi zaten zorluyorken, Lübnan'da yaşanacak olası bir çatışma, Türkiye'nin güney sınırında yeni bir kriz yaratabilir. Türkiye, ayrıca, İran'ın bölgesel nüfuzunu azaltmaya yönelik politikalarıyla Hizbullah'ın faaliyetlerini yakından izliyor. Ankara'nın Katar ile yakın ilişkileri ve Lübnan'daki Sünni siyasi partilerle olan bağı, Hizbullah'ın etkisini dengeleme çabalarını güçlendirebilir. Bu nedenle Türkiye, uluslararası toplumu Lübnan'ın egemenliğini korumaya ve Hizbullah'ın silah bırakması yönünde ortak bir tutum almaya çağırıyor.