İran, Hürmüz Boğazı'ndan açık olarak gönderdiği ham petrol miktarını, Gazze savaşının başlangıcından bu yana en yüksek seviyeye çıkardı. Deniz taşımacılığı faaliyetlerinin bölgede canlanması ve Tahran ile Washington arasında kalıcı bir barış anlaşması için yürütülen müzakerelerin hız kazanması, bu artışın arkasındaki başlıca etkenler olarak öne çıkıyor. Uzmanlar, İran'ın yaptırımlar altında gizli rotalar yerine açık sevkiyatı tercih etmesinin, diplomatik ilerlemeye olan güvenin bir işareti olduğunu belirtiyor.
Gelişmenin arka planı
Deniz trafiği verilerine göre, İran bandıralı tankerlerin Hürmüz Boğazı'ndan geçiş sayısı son iki ayda yüzde 40 oranında arttı. Bu artış, İran'ın ham petrol ihracatını canlandırma çabalarının bir parçası olarak değerlendiriliyor. Ülke, 2023 yılında günlük ortalama 1,5 milyon varil ham petrol ihraç ederken, bu rakamın 2025'in ilk çeyreğinde 2 milyon varile yaklaştığı tahmin ediliyor.
Uluslararası Enerji Ajansı (IEA) verilerine göre, İran'ın petrol ihracatındaki bu artış, küresel petrol arzında beklenmedik bir fazlalık yaratarak fiyatlar üzerinde aşağı yönlü baskı oluşturuyor. Brent petrolün varil fiyatı son bir ayda yüzde 5 gerileyerek 72 dolar seviyesine indi. Bu durum, özellikle enerji ithalatçısı ülkeler için olumlu bir gelişme olarak kaydediliyor.
Öte yandan, İran'ın bu hamlesi, ABD'nin uyguladığı yaptırımların etkinliği konusunda soru işaretleri yaratıyor. Washington, Tahran'ın petrol ihracatını kısıtlama amacıyla bir dizi yaptırım uygularken, Çin ve diğer Asya ülkeleri İran petrolünün başlıca alıcıları konumunda. Analistler, İran'ın açık sevkiyatının barış müzakerelerinde bir koz olarak kullanılabileceğini, ancak yaptırımların tamamen kalkmasının henüz gündemde olmadığını ifade ediyor.
Bölgesel ve küresel boyut
Hürmüz Boğazı, dünya petrol arzının yaklaşık yüzde 20'sinin geçtiği stratejik bir su yolu konumunda. İran'ın bu geçişleri artırması, bölgesel dengeler üzerinde doğrudan etkili oluyor. Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi rakip üreticiler, İran'ın artan ihracatının kendi pazar paylarını tehdit edebileceği endişesiyle fiyatlandırma politikalarını gözden geçiriyor. OPEC+ içinde de İran'ın üretim artışının dengeyi bozabileceği yönünde tartışmalar yaşanıyor.
Küresel ölçekte, bu gelişme enerji piyasalarında arz güvenliği konusunu yeniden gündeme taşıyor. Avrupa Birliği, Rusya'ya yönelik yaptırımlar nedeniyle alternatif tedarikçiler ararken, İran'ın potansiyel bir seçenek olarak belirmesi dikkat çekiyor. Ancak AB, İran'a yönelik kendi yaptırım rejimi nedeniyle henüz resmi bir adım atmış değil. Uzmanlar, İran'ın açık sevkiyatının uzun vadede küresel petrol akışında bir normalleşmenin habercisi olabileceğini, ancak bunun için ABD-İran müzakerelerinin somut bir anlaşmayla sonuçlanması gerektiğini vurguluyor.
Bölgede bir diğer önemli gelişme ise İsrail ile İran arasındaki gerginlik. İsrail, İran'ın artan petrol gelirlerinin bölgesel milis güçlerini finanse etmek için kullanılabileceği endişesini taşıyor. Tel Aviv yönetimi, ABD'den bu konuda daha sert önlemler almasını talep ederken, Washington'un müzakereleri önceleyen tutumu iki müttefik arasında görüş ayrılığına yol açıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, enerji ihtiyacının büyük bölümünü ithal eden bir ülke olarak, İran'ın Hürmüz'den artan petrol sevkiyatından doğrudan etkileniyor. Petrol fiyatlarındaki düşüş, Türkiye'nin cari açığını azaltıcı bir etki yaratabilir. Ayrıca, Türkiye'nin İran ile olan ticari ilişkileri, yaptırımların gevşemesi durumunda yeni bir ivme kazanabilir. Ancak, bölgesel gerginliklerin sürmesi, Türkiye'nin enerji arz güvenliği açısından bir risk oluşturuyor. Türkiye, bu süreçte hem Rusya hem de İran ile dengeli bir pozisyon izlemeye çalışırken, ABD ile müzakerelerin sonucu Ankara'nın enerji politikasını şekillendirecek temel faktörlerden biri olacak.