İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bağayi, Tahran yönetiminin Hürmüz Boğazı üzerindeki kontrolünü sürdürdüğünü ve boğazın İran'a yönelik herhangi bir saldırı veya düşmanca eylem için kullanılmasına izin verilmeyeceğini söyledi. Bağayi, yaptığı yazılı açıklamada, İran'ın bölgedeki stratejik su yollarındaki egemenliğini vurgulayarak, "Hürmüz Boğazı, İran İslam Cumhuriyeti'nin tam kontrolü altında olmaya devam edecektir" dedi. Bu açıklama, bölgede artan gerilim ve İran'ın nükleer programına ilişkin müzakerelerin çıkmaza girmesiyle eş zamanlı olarak geldi. Bağayi, İran'ın boğazı uluslararası hukuka uygun olarak yönettiğini ve tüm ülkelerin seyrüsefer özgürlüğünden yararlandığını, ancak İran'ın ulusal çıkarlarına yönelik tehditlere izin vermeyeceğini belirtti. Hürmüz Boğazı, dünya petrol arzının yaklaşık beşte birinin geçtiği kritik bir deniz geçidi olarak biliniyor. İran daha önce de zaman zaman boğazı kapatma tehdidinde bulunmuş, bu tehditler küresel enerji piyasalarında dalgalanmalara yol açmıştı.
Gelişmenin Arka Planı: Nükleer Müzakereler ve Artan Gerilim
İran'ın Hürmüz Boğazı'na ilişkin bu açıklaması, Tahran ile Washington arasındaki dolaylı nükleer müzakerelerin tıkandığı bir dönemde geldi. İran, 2015'te imzalanan ve resmi adı Kapsamlı Ortak Eylem Planı (JCPOA) olan nükleer anlaşmadan ABD'nin 2018'de tek taraflı çekilmesinin ardından uranyum zenginleştirme faaliyetlerini hızlandırdı. Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (IAEA), İran'ın zenginleştirilmiş uranyum stokunun anlaşma sınırlarının çok üzerine çıktığını raporladı. Müzakerelerin yeniden başlatılması için yapılan girişimler ise somut bir sonuç üretmedi. Öte yandan İsrail, İran'ın nükleer tesislerine yönelik olası askeri seçenekleri gündemde tutuyor. ABD Başkanı Joe Biden yönetimi, İran'a yönelik yaptırımları sürdürürken, bölgedeki askeri varlığını da güçlendirdi. İran ise son aylarda Basra Körfezi'nde ve Hürmüz Boğazı'nda düzenlediği tatbikatlarla askeri kapasitesini sergiledi. Bağayi'nin açıklaması, İran'ın boğazdaki kontrolünü bir caydırıcılık unsuru olarak öne çıkardığını gösteriyor. Ayrıca İran, bölgedeki vekil güçleri aracılığıyla da etkisini artırma stratejisini sürdürüyor; Yemen'deki Husiler, Lübnan'daki Hizbullah ve Irak'taki milis gruplar bu stratejinin parçaları olarak değerlendiriliyor. Bu grupların Kızıldeniz'deki saldırıları, küresel deniz ticaretini olumsuz etkilemiş ve Hürmüz Boğazı'na ilişkin endişeleri artırmıştı.
Bölgesel ve Küresel Boyut: Enerji Güvenliği ve Deniz Yolları
Hürmüz Boğazı, Basra Körfezi'ni Umman Körfezi'ne bağlayan ve Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Kuveyt, Katar ve Irak gibi büyük petrol üreticilerinin ihracat yollarının üzerinde bulunan stratejik bir geçit. Günlük yaklaşık 20-21 milyon varil petrol ve petrol ürünü bu boğazdan geçiyor; bu da küresel deniz yoluyla taşınan petrolün yaklaşık üçte birine denk geliyor. Ayrıca Katar'ın sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) ihracatının neredeyse tamamı bu güzergâhı kullanıyor. Dolayısıyla İran'ın boğazdaki kontrolünü vurgulaması, yalnızca bölgesel değil, küresel enerji güvenliği açısından da kritik. İran'ın askeri doktrini, gerektiğinde boğazı kapatma kapasitesine sahip olduğunu gösteriyor; hızlı botlar, deniz mayınları, kıyı savunma füzeleri ve denizaltılar bu kapasitenin unsurları arasında. ABD 5. Filosu, Bahreyn'de konuşlu olarak bölgede deniz güvenliğini sağlamaya çalışıyor. Ancak İran'ın asimetrik savaş yetenekleri, olası bir çatışmada boğazın kapanması riskini artırıyor. Uzmanlar, böyle bir senaryonun petrol fiyatlarını varil başına 200 doların üzerine çıkarabileceğini ve küresel ekonomiyi resesyona sürükleyebileceğini belirtiyor. Son dönemde Yemen'deki Husilerin Kızıldeniz'deki ticari gemilere yönelik saldırıları, küresel tedarik zincirlerinde aksamalara neden olmuş, nakliye maliyetlerini artırmıştı. Hürmüz'de benzer bir krizin yaşanması, dünya ticaretini çok daha derinden etkileyebilir. Bu nedenle İran'ın açıklaması, uluslararası toplumda dikkatle izleniyor. Çin, Hindistan, Japonya ve Güney Kore gibi büyük petrol ithalatçıları, Körfez petrolüne bağımlılıkları nedeniyle boğazdaki istikrarı yakından takip ediyor. Ayrıca Avrupa Birliği, İran ile ilişkilerinde diplomasi kanalını açık tutmaya çalışsa da, İran'ın nükleer programı ve bölgesel faaliyetleri nedeniyle yaptırımlar sürüyor. İran'ın Hürmüz kartını kullanması, müzakerelerde elini güçlendirme amacı taşıyor olabilir; ancak aynı zamanda tırmanma riskini de beraberinde getiriyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Hürmüz Boğazı'ndaki gerilim, Türkiye'nin enerji güvenliği ve dış politikası açısından doğrudan sonuçlar doğurabilir. Türkiye, petrol ve doğal gaz ihtiyacının önemli bir kısmını İran ve Basra Körfezi üzerinden karşılıyor; boğazda yaşanacak bir kriz, enerji ithalat maliyetlerini artırarak cari açığı ve enflasyonu olumsuz etkileyebilir. Ayrıca Türkiye, İran ile karmaşık bir ilişki ağına sahip: bir yandan ticari ve enerji işbirliği sürerken, diğer yandan Suriye, Irak ve Kafkasya'da farklı jeopolitik öncelikler söz konusu. İran'ın boğazı bir baskı aracı olarak kullanması, bölgesel istikrarsızlığı artırarak Türkiye'nin güvenlik çevresini de etkileyebilir. Bu nedenle Ankara'nın, hem enerji arz güvenliğini çeşitlendirmesi hem de diplomatik kanalları açık tutarak tansiyonun düşürülmesine katkı sağlaması önem taşıyor.