İran, Hürmüz Boğazı üzerindeki kontrolünün uluslararası alanda tanınması ve Körfez’e giriş çıkış yapan gemilerden geçiş ücreti alma yetkisinin kabul edilmesi konusunda kararlı. İki üst düzey İranlı kaynağın Reuters’a verdiği demeçte, Tahran yönetimi bu hedefe ulaşmak için gerektiğinde güç kullanmaktan çekinmeyecek. Açıklamalar, 2019’daki tanker saldırıları ve 2020’de ABD’nin İranlı General Kasım Süleymani’yi öldürmesiyle tırmanan gerilimin ardından geldi. İran’ın bu tutumu, küresel petrol arzının yaklaşık beşte birinin geçtiği stratejik su yolunda yeni bir kriz potansiyeli taşıyor.
Hürmüz Boğazı: Küresel enerji koridoru ve İran’ın jeopolitik kozu
Hürmüz Boğazı, Basra Körfezi’ni Umman Denizi’ne bağlayan ve dünya ham petrol ticaretinin yaklaşık yüzde 20’sine ev sahipliği yapan dar bir su geçididir. İran, boğazın kuzey kıyılarını kontrol ederken, Umman ve Birleşik Arap Emirlikleri güney kıyılarında yer alıyor. Uluslararası hukukta kıyı devletleri, karasularından geçen gemilere belirli kurallar getirebiliyor ancak transit geçiş hakkını engelleyemiyor. İran ise bu hakkı kendi egemenlik yetkisi olarak yorumlayarak yıllardır yabancı savaş gemilerine uyarılar yapıyor, ticari gemilerden ise ücret talep ediyor.
İranlı kaynaklar, boğazın kontrolünün “vazgeçilmez bir ulusal güvenlik meselesi” olduğunu vurguluyor. Tahran, 1979 İslam Devrimi’nden bu yana boğazı bir koz olarak kullanıyor. 1980-88 İran-Irak Savaşı’nda tankerlere saldırılar düzenlendi, 2011’de ABD’nin yaptırımlarına yanıt olarak boğazı kapatma tehditleri geldi. Son olarak 2019’da İran destekli güçlerin mayın döşemesi ve insansız hava araçlarıyla saldırılar düzenlemesiyle gerilim zirve yapmıştı. Kaynaklar, boğazda fiili bir kontrol mekanizması oluşturulması ve uluslararası hukukta bu hakkın tanınması için diplomatik girişimlerin de sürdüğünü belirtiyor.
Bölgesel ve küresel boyut: Petrol fiyatları ve deniz güvenliği
İran’ın bu hamlesi, küresel enerji piyasaları için büyük risk taşıyor. Hürmüz Boğazı’nın geçici olarak kapatılması bile petrol fiyatlarında ani yükselişe yol açabilir. 2019’da Suudi Arabistan’daki petrol tesislerine yapılan saldırı sonrası Brent petrolün varil fiyatı yüzde 15 artmıştı. Benzer bir senaryo, enflasyonla mücadele eden gelişmiş ekonomiler için yeni bir darbe anlamına geliyor.
ABD, öncülüğünde kurulan ve 34 ülkeden oluşan Uluslararası Deniz Güvenliği Yapısı (IMSC) boğazdaki ticari gemileri korumak için devriye geziyor. İran ise bu yapıyı “bölge dışı müdahale” olarak nitelendiriyor ve boğazın güvenliğinin kendisi ve komşuları tarafından sağlanması gerektiğini savunuyor. Çin ve Hindistan gibi enerji ithalatçıları, boğazın güvenliğinden doğrudan etkileniyor. Tahran, Pekin’le 25 yıllık stratejik anlaşma kapsamında boğazda ortak devriye gibi işbirliği seçeneklerini de değerlendiriyor.
İran’ın bu talepleri, nükleer müzakerelerin de seyrini etkiliyor. Batı, Tahran’ın bölgedeki “şantajcı” politikalarını engellemek için yaptırımları sıkılaştırmayı değerlendiriyor. Ancak İran, boğaz kontrolünü müzakere konusu yapmayı reddediyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, enerji ihtiyacının büyük bölümünü ithal eden bir ülke olarak Hürmüz Boğazı’ndaki olası bir krizden doğrudan etkilenir. Türkiye, ham petrol ve doğalgazının önemli bir kısmını Körfez ülkelerinden temin ediyor. Boğaz geçişinde gerginlik, enerji maliyetlerini artırarak Türkiye’nin cari açığına ve enflasyonuna baskı yapar. Ayrıca Türkiye, İran’la Karadeniz ve Hazar enerji koridorlarında rekabet halinde olduğu gibi, Katar ve Suudi Arabistan’la da enerji diplomasisi yürütüyor. Bu nedenle Tahran’ın boğaz kontrolü ısrarı Ankara’nın enerji arz güvenliği ve bölgesel denge politikalarını olumsuz etkileyebilir. Türkiye’nin, İran’la ekonomik ilişkilerini sürdürürken boğaz krizine karşı alternatif rotalar ve acil durum planları geliştirmesi beklenir.