İran, uluslararası sularda seyrüsefer serbestisini etkileyebilecek bir adımla, nükleer müzakerelerde masaya koyduğu barış anlaşması taslağında Hürmüz Boğazı'ndan ABD ve İsrail gemilerinin geçişini yasaklamayı öneriyor. Taslağın kapsamının nasıl yorumlanacağı ise henüz netlik kazanmış değil. Bu öneri, İran'ın bölgedeki askeri ve stratejik konumunu güçlendirme çabası olarak değerlendirilirken, uluslararası toplumda endişe yaratıyor.
Gelişmenin arka planı
İran'ın bu talebi, uzun süredir devam eden nükleer program müzakereleri ve bölgesel güvenlik arayışlarının bir parçası olarak ortaya çıktı. Kaynaklara göre, İran yönetimi, olası bir barış anlaşması kapsamında Basra Körfezi'ndeki güvenlik düzenlemelerini yeniden şekillendirmek istiyor. Özellikle Hürmüz Boğazı gibi stratejik bir su yolunun kontrolü, İran için hayati önem taşıyor; zira bu boğaz, dünya petrol arzının yaklaşık beşte birinin geçtiği kritik bir geçiş noktası.
İran'ın önerisi, doğrudan ABD ve İsrail'i hedef alıyor. Tahran yönetimi, bu iki ülkenin gemilerinin boğazdan geçişini yasaklayarak, hem bölgesel üstünlüğünü pekiştirmeyi hem de kendisine yönelik tehditleri caydırmayı amaçlıyor. Ancak uzmanlar, böyle bir yasağın uluslararası hukuka aykırı olabileceğini ve büyük bir krize yol açabileceğini belirtiyor.
İran'ın bu hamlesi, geçmişte de benzer tehditler savurduğu ancak uluslararası baskı karşısında geri adım attığı bir dönemde geliyor. 2019 yılında İngiliz tankerinin gözaltına alınması ve çeşitli saldırı olayları, bölgedeki tansiyonu zaten yükseltmişti.
Bölgesel veya küresel boyut
Hürmüz Boğazı'nın kapatılması veya kısıtlanması, küresel enerji piyasalarını anında etkileyebilir. Petrol fiyatlarının hızla yükselmesine neden olabilecek böyle bir gelişme, dünya ekonomisini olumsuz etkileyebilir. ABD ve İsrail'in yanı sıra, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri gibi bölge ülkeleri de bu durumdan doğrudan etkilenir. Ayrıca, ABD Beşinci Filosu'nun Bahreyn'deki varlığı, bu bölgede askeri bir çatışma riskini artırıyor.
İran'ın bu önerisi, uluslararası toplumdan sert tepkiler alabilir. Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi'ne göre, boğazlardan transit geçiş serbesttir; bu nedenle İran'ın yasağı hukuki olarak savunulamaz. Bu durum, İran'ın uluslararası alanda daha fazla izole olmasına yol açabilir. Öte yandan, İran'ın bu talebi, müzakerelerde elini güçlendirmek için kullandığı bir koz olarak da görülebilir.
Bölgesel dengeler açısından, İran'ın bu hamlesi, özellikle İsrail ile yaşanan gerginlikte yeni bir cephe açabilir. İsrail'in İran'ın nükleer tesislerine yönelik olası bir saldırı planları, böylesi bir yasakla birleşince çatışma riski artıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, Türkiye'yi doğrudan etkileyebilecek bir potansiyele sahip. Türkiye, enerji ihtiyacının önemli bir bölümünü ithal ediyor ve Hürmüz Boğazı'ndan geçen petrol ve LNG sevkiyatları Türkiye için hayati önem taşıyor. Boğazın kapatılması veya kısıtlanması, Türkiye'nin enerji arz güvenliğini tehdit edebilir ve enerji fiyatlarının yükselmesine neden olabilir. Ayrıca, Türkiye'nin bölgedeki diplomatik çıkarları, bu tür bir krizden olumsuz etkilenebilir. Türkiye, boğazlardan geçiş serbestliğinin korunmasından yana olacağından, İran'ın bu önerisi Ankara'nın bölgesel politikalarını da yakından ilgilendiriyor.