ABD'nin İran'a yönelik ekonomik yaptırımları, ülke ekonomisini tarihi bir çöküşün eşiğine getirdi. Enflasyonun üç haneli rakamlara ulaştığı, para biriminin rekor düşüşler yaşadığı ve genç işsizliğinin yüzde 30'u aştığı bir tablo ortaya çıkarken, uzmanlar bu ekonomik baskının stratejik hedeflere ulaşma konusundaki belirsizliğine dikkat çekiyor. Washington'un nihai amacı, Tahran'ı nükleer müzakere masasına döndürmek mi, yoksa rejim değişikliğini teşvik etmek mi olduğu konusunda net bir sinyal gelmiyor.
Gelişmenin Arka Planı
Trump yönetiminin 2018'de JCPOA'dan (Ortak Kapsamlı Eylem Planı) çekilmesiyle başlayan 'maksimum baskı' politikası, Biden yönetiminde de büyük ölçüde devam etti. Yaptırımlar, İran'ın ham petrol ihracatını günde 2,5 milyon varilden 300 bin varile kadar düşürdü; petrokimya, çelik ve otomotiv sektörlerini de hedef aldı. Son iki yılda İran Riyali'nin dolar karşısında değeri yüzde 80'den fazla eridi, resmi enflasyon yüzde 52'ye çıktı ve gıda fiyatları hızla arttı. Birleşmiş Milletler verilerine göre, İran nüfusunun yüzde 60'ından fazlası artık yoksulluk sınırının altında yaşıyor. Ekonomik çöküşün toplumsal sonuçları da ağır oluyor: 2022'de Mahsa Amini'nin ölümüyle başlayan protestolar, ekonomik hoşnutsuzluğu da içeren geniş bir halk hareketine dönüştü. Ancak rejim, güvenlik güçleri ve istihbarat ağıyla kontrolü sağlamayı sürdürüyor.
Uluslararası toplumun bir kısmı, özellikle Avrupa Birliği, yaptırımların insani sonuçlarına dikkat çekerek ilaç ve gıda ithalatında istisnalar talep ediyor. Yaptırımların etkisizliğini savunanlar ise, İran'ın Çin ve Rusya ile artan ticaretinin bu baskıyı kısmen hafiflettiğini öne sürüyor.
Bölgesel veya Küresel Boyut
Yaptırımların stratejik belirsizliği, İran'ın bölgesel davranışlarıyla daha da karmaşıklaşıyor. Tahran yönetimi, ekonomik baskıya rağmen Suriye'deki askeri varlığını, Lübnan'daki Hizbullah'a verdiği desteği ve Yemen'deki Husilerle ilişkisini sürdürüyor. Nükleer program ise batılı istihbarata göre silah yapımına yetecek düzeyde zenginleştirilmiş uranyum üretme noktasına geldi; İran, yaptırımların üzerine pazarlık kartı olarak bunu kullanıyor. Son İran-İsrail gerilimi ve Körfez'deki gerginlikler, bölgesel bir savaş endişesini artırırken, ekonomik baskının caydırıcılığı sorgulanıyor. Uzmanlara göre, İran ekonomisi yaptırımlara uyum sağlamak için kayıt dışı ekonomi ve kara borsada giderek daha dirençli hale geliyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, İran'a yönelik yaptırım rejimine taraf değil; ancak komşusu olarak bu ekonomik baskının doğrudan etkilerini hissediyor. Yaptırımlar, Türkiye-İran ticaretini olumsuz etkiliyor; enerji ithalatında alternatif arayışlarına neden oluyor. Öte yandan, İran'daki olası bir kaos, göç akınları ve güvenlik risklerini artırabilir. Ankara, Washington ile ilişkilerini dengelemeye çalışırken, bölgesel istikrarın korunmasından yana. İran ekonomisinin çöküşü, Türkiye'nin ticaret ortaklığı ve enerji güvenliği açısından kaygı verici; bu nedenle Türk dış politikası, İran'la diyalog kanallarını açık tutarak olası bir yapıcı rol üstlenmeyi hedeflemeli.