İran'ın batısındaki Kirmanşah eyaletine bağlı bir köyde düzenlenen düğün törenine ABD güçleri tarafından hava saldırısı gerçekleştirildi. Saldırıda aralarında çocukların da bulunduğu çok sayıda sivil hayatını kaybetti. Hayatta kalanlar, olay anını "her yerde kan vardı" sözleriyle anlatarak saldırının vahametini gözler önüne serdi. Olay, bölgede gerilimi artırırken, uluslararası kamuoyundan saldırıya ilişkin açıklamalar geldi.
Saldırının Arka Planı ve Tanıkların İfadeleri
Edinilen bilgilere göre, saldırı 12 Haziran 2025 tarihinde yerel saatle akşam saatlerinde Kirmanşah kırsalındaki bir köyde düzenlendi. Düğün merasiminin yapıldığı sırada bölgeye iki hava saldırısı düzenlendi. İlk saldırının ardından panik yaşayan davetliler kaçışmaya çalışırken, ikinci dalga saldırı daha geniş bir alanı hedef aldı. Görgü tanıkları, saldırı sonrası bölgede büyük bir yıkım olduğunu ve ceset parçalarının etrafa saçıldığını ifade etti.
Hayatta kalanlardan Ahmed Rıza, yaşadıklarını şöyle anlattı: "Düğün çok güzel başlamıştı. Herkes oynuyor, eğleniyordu. Aniden büyük bir patlama sesi duyduk. Ardından ikinci bir patlama oldu. Her yer kan gölüne döndü. İnsanlar çığlık atarak kaçışıyordu. Çocuklar vardı, yaşlılar vardı. Kimse ne olduğunu anlamadı bile." Rıza, saldırıda kardeşini ve yeğenini kaybettiğini söyledi.
Yerel yetkililer, saldırıda en az 40 kişinin hayatını kaybettiğini, 70'ten fazla kişinin yaralandığını açıkladı. Yaralıların bir kısmının durumunun ağır olduğu ve ölü sayısının artabileceği belirtildi. Saldırının hedefinin ne olduğu henüz netleşmezken, ABD tarafından yapılan ilk açıklamada saldırının "İran destekli milis gruplara yönelik bir operasyon" olduğu iddia edildi. Ancak bölgede herhangi bir milis grubunun varlığına dair kanıt sunulmadı.
İran hükümeti, saldırıyı "savaş suçu" olarak nitelendirerek Birleşmiş Milletler'e başvurdu. İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü, "Bu alçakça saldırıyı şiddetle kınıyoruz. Masum sivilleri hedef alan bu saldırının hesabı sorulacaktır" dedi. İran Devrim Muhafızları ise saldırıya misilleme yapılacağını duyurdu.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Bu saldırı, ABD ile İran arasında uzun süredir devam eden gerilimin yeni bir tırmanma noktası olarak değerlendiriliyor. Son aylarda İran'ın nükleer programına ilişkin müzakerelerin çıkmaza girmesi ve bölgede artan İsrail-İran karşıtlığı, taraflar arasındaki tansiyonu yükseltmişti. ABD'nin İran topraklarına doğrudan saldırı düzenlemesi, Tahran yönetiminin karşılık verme konusunda elini güçlendirebilir.
Uluslararası kamuoyundan gelen ilk tepkilerde, saldırının sivil kayıplara yol açması endişeyle karşılandı. Rusya ve Çin, saldırıyı kınayarak taraflara itidal çağrısı yaptı. Avrupa Birliği ise "olayın araştırılması" gerektiğini bildirdi. NATO'dan henüz resmi bir açıklama gelmedi. BM Genel Sekreteri, saldırıyı "derin endişeyle" karşıladığını ve bağımsız bir soruşturma açılması gerektiğini söyledi.
Bölgesel uzmanlar, saldırının Orta Doğu'daki güç dengelerini sarsabileceğini belirtiyor. İran'ın vekil güçleri aracılığıyla ABD üslerine ve İsrail'e yönelik misilleme yapabileceği, bunun da bölgesel bir savaşa yol açabileceği uyarısında bulunuluyor. Ayrıca saldırı, İran iç siyasetinde sertlik yanlılarının elini güçlendirebilir ve reformist kanadın zayıflamasına neden olabilir.
Petrol fiyatları saldırı haberiyle birlikte yüzde 3'ün üzerinde artış gösterdi. Uluslararası piyasalar, Orta Doğu'da artan jeopolitik riski fiyatlamaya başladı. Altın da güvenli liman talebiyle değer kazandı.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, İran ile uzun bir sınırı olan ve bölgede önemli çıkarları bulunan bir ülke olarak bu gelişmeden doğrudan etkilenebilir. Saldırı, Türkiye'nin "komşuda istikrar" politikasını zora sokarken, olası bir İran-ABD çatışması Türkiye'yi enerji güvenliği, mülteci akını ve ticaret yolları açısından olumsuz etkileyebilir. Ayrıca Türkiye, İncirlik Üssü'nü kullanan ABD ile İran arasında denge gözetmek durumunda kalabilir. Ankara'nın, taraflar arasında arabuluculuk girişimlerini artırması ve Birleşmiş Milletler nezdinde sivil kayıpların araştırılması çağrısı yapması bekleniyor. Saldırı, Türkiye'nin bölgesel güvenlik mimarisindeki rolünü yeniden tanımlamasını gerektirebilir.