İran ve müttefiklerinin oluşturduğu 'Direniş Ekseni', Ortadoğu'daki savaşın seyrini kökten değiştirdi. Columbia Üniversitesi Uluslararası ve Kamu İlişkileri Okulu'ndan Profesör Peter Salisbury, NPR'ye verdiği röportajda, bu ağın bölgesel çatışmalardaki rolünü ve İsrail ile Batılı güçler üzerindeki etkisini değerlendirdi. Salisbury'ye göre, İran'ın vekil güçleri artık yalnızca savunma amaçlı değil, aktif birer saldırı unsuru olarak savaşın her aşamasında belirleyici oluyor. Lübnan'daki Hizbullah, Yemen'deki Husiler, Suriye'deki rejim yanlısı milisler ve Irak'taki Haşdi Şabi, İran'ın stratejik derinliğini oluşturuyor ve bu ağ, Gazze'den Kızıldeniz'e kadar geniş bir coğrafyada etkisini hissettiriyor.
Direniş Ekseni: İran'ın Stratejik Derinliği
İran'ın 'Direniş Ekseni' olarak adlandırdığı ittifak, 1979 İslam Devrimi'nden bu yana kurulan ve ideolojik yakınlık ile ortak düşmanlıklar üzerine inşa edilen bir ağdır. Bu ağın temelini, İran'ın askeri ve mali desteğiyle güçlenen Şii milis gruplar oluşturuyor. Hizbullah, bu eksenin en deneyimli ve donanımlı üyesi olarak öne çıkarken, Yemen'deki Husiler balistik füze ve insansız hava aracı teknolojileriyle Kızıldeniz'deki gemi trafiğini tehdit edecek düzeye ulaştı. Suriye'de ise İran, Beşar Esad rejiminin ayakta kalmasını sağlayarak Akdeniz'e açılan stratejik bir koridor elde etti. Irak'taki Haşdi Şabi ise hem siyasi hem de askeri alanda etkin bir güç olarak İran'ın nüfuzunu pekiştiriyor. Bu gruplar, ayrı ayrı hareket etmek yerine İran'ın merkezi koordinasyonuyla hareket ederek, bölgedeki kriz anlarında eş zamanlı saldırılar düzenleyebiliyor.
Salisbury, bu yapının en önemli özelliğinin esneklik olduğunu vurguluyor. İran, doğrudan bir savaşa girmeden, vekil güçleri üzerinden düşmanlarına maliyet yükleyebiliyor. Bu durum, özellikle İsrail için ciddi bir güvenlik tehdidi oluşturuyor. 7 Ekim 2023 sonrası Gazze'de başlayan savaş, bu ağın eş güdümlü hareket kapasitesini gözler önüne serdi. Hizbullah'ın kuzey sınırından açtığı ateş, Husilerin Kızıldeniz'deki ticari gemilere saldırıları ve Irak'taki milislerin ABD üslerine yönelik roket saldırıları, neredeyse aynı anda gerçekleşti. Bu, İran'ın bölgesel bir krizi topyekûn bir savaşa dönüştürmeden kontrol altında tutabilme yeteneğini gösteriyor.
Bölgesel ve Küresel Güç Dengeleri
Direniş Ekseni'nin yükselişi, yalnızca İsrail'i değil, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi Körfez ülkelerini de derinden etkiliyor. Bu ülkeler, İran'ın yayılmacı politikalarına karşı koymak için ABD ile güvenlik iş birliklerini artırdı. Ancak son dönemde Çin'in arabuluculuğuyla İran ile Suudi Arabistan arasında başlayan diyalog, bölgede yumuşama sinyalleri veriyor. Yine de Salisbury'ye göre bu yumuşama, İran'ın vekil güç stratejisinden vazgeçtiği anlamına gelmiyor. Aksine, İran bu diyaloğu, ekonomik baskıları hafifletmek ve uluslararası yaptırımlara karşı manevra alanı kazanmak için kullanıyor.
Küresel boyutta ise bu eksen, ABD'nin Ortadoğu'daki geleneksel ittifak sistemini zorluyor. Pentagon'un bölgeden çekilme eğilimi, yerel güçlerin kendi aralarında denge arayışına girmesine neden oldu. Rusya'nın Suriye'deki varlığı ve Çin'in artan ekonomik nüfuzu, İran'a yeni fırsat alanları açıyor. İran, bu sayede hem askeri hem de ekonomik olarak bölgesel bir aktör olarak konumunu güçlendiriyor. Özellikle Kızıldeniz'deki Husilerin eylemleri, küresel tedarik zincirlerini tehdit ederek, uluslararası toplumun dikkatini bu eksene çevirdi. Birçok ülke, bölgedeki güvenlik risklerine karşı deniz konvoyları oluşturmak zorunda kaldı. Bu durum, İran'ın vekil güçleriyle dünya ekonomisini etkileyebilecek bir kaldıraca sahip olduğunu gösteriyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, İran'ın 'Direniş Ekseni' politikalarını yakından izliyor. Özellikle Suriye'nin kuzeyinde PKK/YPG'ye karşı yürütülen operasyonlar, İran destekli grupların bölgedeki varlığıyla kesişiyor. İran'ın Suriye'deki askeri nüfuzunu artırması, Türkiye'nin güney sınırında yeni bir tehdit oluşturuyor. Türkiye, İran'ın bu yayılmacı politikalarına karşı hem diplomatik hem de askeri tedbirler alıyor. Öte yandan, İran ile Türkiye arasındaki ticari ilişkiler ve enerji bağımlılığı, iki ülkeyi iş birliğine zorluyor. Bu nedenle Ankara, İran'la çatışmaktan kaçınırken, bölgedeki dengeleri kendi lehine çevirmeye çalışıyor. Ayrıca, İran'ın nükleer programı konusunda uluslararası toplumla yaşadığı gerilimler, Türkiye'nin güvenlik politikalarını doğrudan etkiliyor. Türkiye, olası bir İsrail-İran çatışmasının bölgeye yayabileceği istikrarsızlığa karşı hazırlıklı olmak zorunda.