İran'ın Orta Doğu'da desteklediği devlet dışı silahlı gruplar — Hizbullah, Hamas ve Husiler — Tahran için beklenmedik biçimde değerli oldu. Ancak bu grupların sağladığı faydalar, İran'ın başlangıçtaki hedeflerinden farklı şekillerde ortaya çıktı. İran, bu grupları İsrail'e ve Batı'ya karşı caydırıcılık aracı olarak görürken, son dönemde yaşanan çatışmalar vekil güçlerin sınırlılıklarını ve beklenmeyen sonuçlarını gözler önüne serdi.
Direniş Ekseni'nin Arka Planı ve İran'ın Stratejisi
İran, 1979 İslam Devrimi'nden bu yana Orta Doğu'da etkisini artırmak için çeşitli silahlı grupları destekliyor. Lübnan'daki Hizbullah, 1980'lerde İran Devrim Muhafızları tarafından kuruldu ve o zamandan beri İran'ın en güçlü vekili haline geldi. Hizbullah'ın İsrail'e karşı savaşta gösterdiği performans, İran'a bölgesel prestij kazandırdı. Filistin'deki Hamas ise 2000'lerden itibaren İran'dan mali ve askeri destek aldı; ancak Hamas ile İran arasındaki ilişki, özellikle Suriye iç savaşı sırasında inişli çıkışlı oldu. Yemen'deki Husiler ise 2014'te başkent Sana'yı ele geçirdikten sonra İran'ın desteğiyle Suudi Arabistan ve BAE'ye karşı direndi. İran, bu üç grubu 'Direniş Ekseni' olarak adlandırarak İsrail ve ABD'ye karşı bir baskı cephesi oluşturmayı amaçladı.
İran'ın stratejisi, bu gruplar aracılığıyla İsrail'e ve ABD'nin bölgedeki müttefiklerine zarar vererek kendi güvenliğini sağlamak ve nükleer programı gibi konularda pazarlık gücü elde etmekti. Ancak son yıllarda bu stratejinin sonuçları karışık oldu. Örneğin, Hamas'ın 7 Ekim 2023'te İsrail'e düzenlediği saldırı, İran'ın beklemediği bir ölçekte gerçekleşti. İran, saldırıyı önceden bilmediğini açıkladı; ancak saldırı sonrası İsrail'in Gazze'ye yönelik geniş çaplı operasyonu, Hamas'ın askeri kapasitesini ciddi şekilde zayıflattı. Hizbullah ise İsrail ile sınır hattında düşük yoğunluklu çatışmalara girdi; ancak İsrail'in Hizbullah liderlerine yönelik suikastları ve Lübnan'a düzenlediği hava saldırıları, Hizbullah'ın İran için bir caydırıcılık aracı olma işlevini sorgulattı. Husiler ise Kızıldeniz'de ticari gemilere saldırarak küresel ticaret yollarını tehdit etti; bu, İran'a doğrudan bir fayda sağlamadı, aksine ABD ve İngiltere'nin Yemen'e yönelik saldırılarını beraberinde getirdi.
Vekil Güçlerin Sınırlılıkları ve Beklenmeyen Sonuçlar
İran'ın vekil güçleri, Tahran'a bazı avantajlar sağladı: İsrail'i çok cepheli bir savaşla karşı karşıya bırakma, ABD'nin bölgedeki askeri varlığını zorlama ve Suudi Arabistan gibi rakiplere baskı yapma. Ancak bu grupların etkinliği, İran'ın kontrolünden çıkan eylemler nedeniyle sınırlı kaldı. Hamas'ın 7 Ekim saldırısı, İran'ı istemediği bir topyekûn savaşın eşiğine getirdi. Hizbullah, İsrail'in istihbarat ve hava gücü karşısında ağır kayıplar verdi; lideri Hassan Nasrallah 2024'te İsrail saldırısında öldürüldü. Husiler ise Kızıldeniz'deki saldırılarıyla küresel ekonomiyi olumsuz etkiledi, ancak bu durum İran'a uluslararası alanda daha fazla izolasyon getirdi. Ayrıca, bu grupların İran'a olan bağımlılığı, Tahran'ın onları tam olarak kontrol edemediğini gösteriyor. Örneğin, Hamas zaman zaman İran'ın bölgesel hedefleriyle çelişen adımlar atabiliyor.
İran'ın vekil güçler stratejisi, kısa vadede caydırıcılık sağlasa da uzun vadede Tahran'ın bölgesel konumunu zayıflatabilir. İsrail'in Hizbullah ve Hamas'a yönelik operasyonları, bu grupların askeri altyapısını ciddi şekilde tahrip etti. İran, bu kayıpları telafi etmekte zorlanıyor. Ayrıca, Rusya ve Çin gibi aktörlerin Orta Doğu'da artan etkisi, İran'ın vekil güçler üzerinden yürüttüğü stratejinin etkinliğini azaltıyor. Tahran, bir yandan vekil güçlerini desteklerken diğer yandan doğrudan askeri çatışmadan kaçınmaya çalışıyor; bu denge politikası, İran'ın kırılganlığını gözler önüne seriyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İran'ın vekil güçler ağı, Türkiye'nin Orta Doğu politikasını doğrudan etkiliyor. Türkiye, İran'ın desteklediği Hizbullah ve Hamas gibi gruplarla farklı ilişkiler yürütüyor; Hamas ile siyasi diyalog kuran Türkiye, Hizbullah'ı ise Lübnan'ın istikrarı için bir aktör olarak görüyor. Ancak İran'ın vekil güçler üzerinden bölgede yarattığı gerilim, Türkiye'nin enerji güvenliği ve ticaret yolları için risk oluşturuyor. Kızıldeniz'deki Husi saldırıları, Türkiye'nin Asya ile ticaretini olumsuz etkiledi. Ayrıca, İran'ın vekil güçlerinin zayıflaması, Türkiye'nin bölgede daha fazla manevra alanı bulmasına yol açabilir; ancak bu durum İran ile ilişkilerde yeni bir denge arayışını gerektiriyor. Türkiye, İran ile rekabet ve işbirliği arasında hassas bir çizgide ilerlemek zorunda.