İran Devrim Muhafızları (IRGC), 15 Şubat 2025 tarihinde yaptığı açıklamada, Basra Körfezi'nde düzenlediği füze saldırısında ABD'ye ait bir uçak gemisi ile bir destroyeri vurduğunu ve bu gemilerin hasar alarak bölgeden çekildiğini öne sürdü. Açıklama, İran devlet televizyonunda yayınlandı ve kısa sürede uluslararası kamuoyunda geniş yankı uyandırdı. ABD Savunma Bakanlığı (Pentagon) ise henüz olayı doğrulamadı veya yalanlamadı. Bölgedeki ABD donanma unsurlarının durumu hakkında bağımsız bir teyit bulunmuyor. İran'ın iddiası, son dönemde tırmanan Tahran-Washington hattındaki gerilimin yeni bir aşamasına işaret ediyor.
Gelişmenin arka planı
İran Devrim Muhafızları'na bağlı Deniz Kuvvetleri Komutanı Tuğamiral Alireza Tangsiri, yaptığı yazılı açıklamada, "Amerikan terörist güçlerine ait uçak gemisi ve destroyer, İslam Cumhuriyeti'nin kıyı savunma füzeleriyle vurulmuş, ağır hasar alarak bölgeden uzaklaşmıştır" ifadelerini kullandı. Tangsiri, saldırının "işgalci güçlere karşı meşru müdafaa" kapsamında gerçekleştirildiğini savundu. İran resmi haber ajansı IRNA, saldırının Hürmüz Boğazı'nın 120 deniz mili açığında yapıldığını ve hedeflerin "kesin isabetle vurulduğunu" iddia etti. Ancak İran tarafı, hangi tip füzenin kullanıldığı, gemilerin isimleri veya hasarın boyutu konusunda somut kanıt sunmadı. Sosyal medyada paylaşılan görüntülerin eski tarihli tatbikatlara ait olduğu yönünde iddialar da gündeme geldi.
ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) sözcüsü, konuyla ilgili sorulara "operasyonel güvenlik gereği" yanıt vermedi. Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Konseyi'nden yapılan kısa açıklamada ise "İran'ın asılsız iddialarını yakından takip ediyoruz; bölgedeki tüm Amerikan personelinin güvenliği için gerekli önlemler alınmıştır" denildi. ABD Donanması'nın bölgede konuşlu 5. Filosu'na ait gemilerin rutin seyirlerine devam ettiği öğrenildi.
Olay, ABD'nin İran'a yönelik ekonomik yaptırımları sıkılaştırması ve İran'ın nükleer programını genişletmesi sonrası artan gerilim ortamında meydana geldi. Son haftalarda Basra Körfezi'nde İran hızlı botlarının ABD gemilerine yaklaşma girişimleri ve karşılıklı uyarı ateşleri rapor edilmişti. İran, daha önce de 2024 yılında bir ABD insansız hava aracını düşürdüğünü açıklamış, ABD ise bunu doğrulamamıştı.
Bölgesel ve küresel boyut
İran'ın iddiası doğruysa, bu olay ABD donanmasına yönelik son yılların en ciddi doğrudan saldırı girişimi olacak. Böyle bir durumda Washington'ın askeri misilleme seçenekleri masaya gelecek ve Orta Doğu'da geniş çaplı bir çatışma riski doğacak. Ancak uzmanlar, İran'ın iç kamuoyuna yönelik bir propaganda hamlesi yapma olasılığını da göz ardı etmiyor. Tahran, ekonomik sıkıntılar ve rejim karşıtı protestoların arttığı bir dönemde dış tehdit algısını güçlendirerek iç baskıyı hafifletmeyi hedefleyebilir.
Körfez ülkeleri Suudi Arabistan, BAE ve Katar'dan henüz resmi bir açıklama gelmedi. Ancak bölge başkentlerinde endişeli bir bekleyiş hakim. Petrol fiyatları, haberin ardından uluslararası piyasalarda yüzde 3'ün üzerinde artış gösterdi; Brent petrol varil başına 92 doları aştı. Sigorta şirketleri, Hürmüz Boğazı'ndan geçen tankerler için savaş riski primlerini yükseltti. Deniz ticareti şirketleri, alternatif rotaları değerlendirmeye başladı.
NATO ve Avrupa Birliği'nden yapılan açıklamalarda "taraflara itidal çağrısı" yapıldı; ancak somut bir doğrulama paylaşılmadı. Rusya ve Çin, açıklamalarında İran'ın iddiasını doğrulamaktan kaçındı ve "tüm tarafların provokasyondan uzak durması" gerektiğini vurguladı. BM Genel Sekreteri António Guterres, olayla ilgili bağımsız bir soruşturma başlatılabileceğini ima etti.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Basra Körfezi'ndeki istikrarsızlıktan doğrudan etkilenebilecek konumda. Enerji ithalatının önemli bir kısmını İran ve Körfez ülkelerinden karşılayan Türkiye için olası bir çatışma, petrol ve doğalgaz fiyatlarında sıçrama, tedarik güvenliğinde sorun ve enflasyon baskısı anlamına gelir. Ayrıca Türkiye, ABD ile İran arasında artan gerilimde denge politikası yürütmek zorunda kalabilir; NATO üyesi olarak Washington'a bağlılığı ile İran'la ekonomik ve diplomatik ilişkileri arasında sıkışabilir. Bölgesel bir savaş, Türkiye'nin güney sınırlarında yeni göç dalgaları ve güvenlik riskleri doğurabilir. Ankara'nın önceliği, diplomatik kanalların açık tutulması ve tansiyonun düşürülmesi olmalı.