İran destekli Husiler, Yemen'in Kızıldeniz kıyısını ele geçirerek Bab el-Mendeb Boğazı üzerindeki hakimiyetlerini sağlamlaştırdı. Bu stratejik hamle, Tahran'ın Washington ile artan geriliminde elini güçlendiriyor ve bölgesel dengeleri sarsıyor. Husilerin ilerleyişi, küresel ticaretin yaklaşık yüzde 12'sinin geçtiği kritik deniz yolunda yeni bir tehdit oluşturuyor.
Husilerin Kızıldeniz'deki İlerleyişi ve Stratejik Önemi
Husiler, son haftalarda Yemen'in batı kıyısında bulunan El-Hudeyde ve çevresindeki liman kentlerine yönelik operasyonlarını yoğunlaştırdı. Bu bölge, Bab el-Mendeb Boğazı'na açılan kapı konumunda. Boğaz, Kızıldeniz'i Aden Körfezi'ne bağlayarak Avrupa, Asya ve Afrika arasındaki deniz ticaretinin can damarı niteliğinde. Husilerin buradaki varlığını pekiştirmesi, İran'ın bölgedeki vekil güçler aracılığıyla uyguladığı baskı stratejisinin bir parçası olarak değerlendiriliyor.
Yemen'de yıllardır süren iç savaşta Husiler, 2014'ten bu yana başkent Sana'a ve geniş toprakları kontrol ediyor. Suudi Arabistan öncülüğündeki koalisyonun müdahalesine rağmen, Husiler askeri kapasitelerini artırmayı başardı. Özellikle insansız hava araçları ve balistik füzelerle Kızıldeniz'deki hedeflere saldırı düzenleyebiliyorlar. Bu yetenek, İran'ın silah transferleri ve teknik desteğiyle mümkün hale geldi.
Son gelişmeler, Husilerin El-Hudeyde limanını tamamen kontrol altına aldığı ve çevre bölgelere yönelik saldırılarını artırdığı yönünde. Bu durum, Yemen hükümeti ve Suudi Arabistan için büyük bir kayıp anlamına geliyor. Ayrıca, Birleşmiş Milletler'in Yemen özel temsilcisi Martin Griffiths, taraflar arasında ateşkes çabalarının zorlaştığını belirtti.
İran'ın Bölgesel Mücadeledeki Kazancı ve ABD'nin Tepkisi
İran, Husiler aracılığıyla Kızıldeniz'de elde ettiği bu avantajı, ABD ile olan kapsamlı rekabetinde bir kaldıraç olarak kullanmayı hedefliyor. Tahran, nükleer anlaşma müzakereleri, Suriye ve Irak'taki etki alanı gibi konularda Washington'a karşı elini güçlendirmek istiyor. Husilerin Bab el-Mendeb'deki hakimiyeti, İran'a küresel enerji akışını ve deniz ticaretini tehdit etme imkanı tanıyor. Bu da İran'ın yaptırımlar ve diplomatik baskılar karşısında önemli bir kozu olarak öne çıkıyor.
ABD yönetimi, Husilerin ilerleyişini endişeyle izliyor. Beyaz Saray Sözcüsü, "Kızıldeniz'deki özgür seyrüseferi tehdit eden her türlü eylem kabul edilemez" açıklamasında bulundu. ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM), bölgede devriye faaliyetlerini artırdı. Ancak Washington, doğrudan askeri müdahaleden kaçınıyor; zira bu, İran ile doğrudan bir çatışmaya yol açabilir. Bunun yerine, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi müttefiklerine daha fazla destek sağlamayı tercih ediyor.
Uzmanlar, Husilerin Kızıldeniz'deki kontrolünün uzun vadede bölgesel istikrarı bozacağı görüşünde. Uluslararası Kriz Grubu'ndan bir analist, "Husiler, İran'ın bölgesel yayılmacılığının bir aracı haline geldi. Bu durum, Yemen'deki savaşı daha da içinden çıkılmaz hale getiriyor" değerlendirmesini yaptı. Ayrıca, bu gelişme, Suudi Arabistan'ın güney sınırlarında da güvenlik riskini artırıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Husilerin Kızıldeniz kıyısındaki ilerleyişi, Türkiye'nin bölgesel çıkarlarını doğrudan etkiliyor. Türkiye, Kızıldeniz ve Bab el-Mendeb Boğazı'ndan geçen ticaret yollarının güvenliğine önem veriyor; zira bu rotalar, Asya ve Afrika ile yapılan ticaretin önemli bir kısmını oluşturuyor. Ayrıca, İran'ın bölgede güç kazanması, Türkiye'nin İran ile olan rekabetini ve işbirliğini dengede tutma çabasını zorlaştırabilir. Türkiye, Yemen'deki krize siyasi çözüm bulunması için diplomatik girişimlerini sürdürüyor. Ancak Husilerin kontrolünün pekişmesi, Türkiye'nin Suudi Arabistan ve BAE ile olan ilişkilerinde de yeni denge arayışlarını gerektirebilir. Bölgesel istikrarın bozulması, Türkiye'nin enerji güvenliği ve ticaret hatları üzerinde risk oluşturuyor.