İran destekli Husiler, Yemen'in Kızıldeniz kıyı şeridinde geniş çaplı bir askeri operasyon düzenleyerek Bab el-Mendeb Boğazı'nı kontrol etme amacıyla önemli kazanımlar elde etti. Bu stratejik geçiş noktası, küresel deniz ticaretinin yaklaşık yüzde 12'sinin geçtiği kritik bir koridor olarak öne çıkıyor. Husilerin ilerleyişi, bölgesel güvenlik dengelerini sarsarken, uluslararası toplumun müdahale çağrılarını da beraberinde getiriyor.
Husilerin Kökeni ve Yükselişi
Husiler, resmi adıyla Ensarullah, 1990'lı yıllarda Yemen'in kuzeyindeki Saada vilayetinde Zeydi Şii mezhebine mensup bir grup olarak ortaya çıktı. Kurucuları Hüseyin Badreddin el-Husi, grubun ideolojik temelini İran Devrimi'nden esinlenerek şekillendirdi. 2004 yılında hükümet güçleriyle başlayan çatışmalar, altı tur barış görüşmesine rağmen sonuçsuz kaldı. 2011 Arap Baharı sırasında Ali Abdullah Salih'in devrilmesiyle oluşan otorite boşluğu, Husilerin genişlemesine zemin hazırladı. 2014 yılında başkent Sana'yı ele geçiren grup, 2015'te Suudi Arabistan öncülüğündeki koalisyonun müdahalesiyle karşı karşıya kaldı. Buna rağmen Husiler, İran'dan aldığı askeri ve finansal destekle varlığını korudu ve güçlendirdi.
İran, Husilere balistik füze, insansız hava aracı ve deniz mayını gibi ileri teknoloji silahlar sağlayarak vekalet savaşında etkin bir aktör haline getirdi. Bu destek, Husilerin sadece Yemen içinde değil, Suudi Arabistan ve BAE gibi bölgesel rakiplere karşı da saldırı kapasitesi kazanmasını sağladı. 2019'da Suudi Aramco tesislerine düzenlenen ve küresel petrol arzını sarsan saldırı, Husilerin ne denli ileri bir tehdit oluşturduğunu gösterdi.
Kızıldeniz'deki Son Askeri Operasyon
Son haftalarda Husiler, Yemen'in batısında Hudeyde ve çevresinde yoğunlaşan geniş çaplı bir askeri harekat başlattı. Bab el-Mendeb Boğazı'na yakın stratejik noktaları ele geçiren grup, böylece Kızıldeniz'deki deniz trafiğini doğrudan tehdit edebilecek konuma geldi. Bab el-Mendeb, Afrika Boynuzu ile Arap Yarımadası arasında yer alıyor ve Avrupa-Asya arası deniz ticaretinin can damarı sayılıyor. Husilerin buradaki varlığı, Mısır'ın Süveyş Kanalı üzerinden elde ettiği gelirleri ve küresel tedarik zincirlerini riske atıyor.
Operasyonun detaylarına ilişkin bağımsız doğrulama zor olsa da, Husilere yakın kaynaklar geniş çaplı kazanımlardan söz ediyor. Suudi Arabistan ve müttefikleri ise Husilerin ilerleyişini durdurmak için hava saldırılarını yoğunlaştırdı. Birleşmiş Milletler, çatışmaların sivil kayıpları artırmasından endişe duyduğunu açıkladı. ABD donanması, bölgede devriye faaliyetlerini artırarak uluslararası deniz yollarının güvenliğini sağlama taahhüdünü yineledi.
Bölgesel ve Küresel Yansımalar
Husilerin Kızıldeniz'deki ilerleyişi, Orta Doğu'da zaten kırılgan olan güç dengesini daha da karmaşık hale getiriyor. İran, Husiler aracılığıyla Suudi Arabistan'ı güney kanadından kuşatırken, aynı zamanda küresel petrol akışını kontrol eden bir koz elde ediyor. Bu durum, ABD'nin bölgedeki askeri varlığını sorgulamasına ve Körfez ülkelerinin güvenlik arayışlarını derinleştirmesine yol açıyor.
Küresel ticaret açısından bakıldığında, Bab el-Mendeb Boğazı'ndan yılda yaklaşık 30 bin gemi geçiyor ve bu gemiler dünya deniz ticaretinin önemli bir bölümünü taşıyor. Husilerin boğazı kısmen veya tamamen kapatması, enerji fiyatlarını yükseltebilir, sigorta maliyetlerini artırabilir ve alternatif güzergahlara yönlendirme nedeniyle tedarik sürelerini uzatabilir. Uzmanlar, böyle bir senaryonun Avrupa ve Asya ekonomilerini olumsuz etkileyeceğini, gelişmekte olan ülkelerde ise gıda ve yakıt krizlerini tetikleyebileceğini belirtiyor.
Diplomatik cephede ise BM öncülüğündeki Yemen barış görüşmeleri yıllardır sonuçsuz. Husiler, ateşkes çağrılarını reddederken, Suudi Arabistan ve BAE, siyasi çözüm için Husilerin meşru bir aktör olarak tanınması gerektiğini savunuyor. Ancak İran'ın desteğiyle güçlenen Husiler, müzakere masasına daha güçlü bir pozisyonda oturmak istiyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Kızıldeniz ve Bab el-Mendeb Boğazı'ndaki istikrarsızlıktan doğrudan etkilenebilecek ülkeler arasında. Türk dış politikası, Yemen krizinde tarafsız bir tutum izlemeye çalışsa da, Husilerin İran'a yakınlığı ve Suudi Arabistan ile yaşanan rekabet, Ankara'nın manevra alanını sınırlıyor. Ticari açıdan, Türkiye'nin Asya ve Afrika'ya yönelik deniz taşımacılığı bu güzergahtan geçiyor; boğazın kapanması ihracat maliyetlerini artırabilir. Ayrıca enerji ithalatında çeşitlendirme arayan Türkiye için Körfez'deki gerilim, petrol fiyatları üzerinden enflasyon baskısı yaratabilir. Güvenlik boyutunda ise Husilerin elindeki İHA ve füze teknolojisinin bölgesel yayılma riski, Türkiye'nin Doğu Akdeniz ve Kızıldeniz'deki çıkarlarını tehdit edebilir. Bu nedenle Ankara'nın, hem diplomatik kanalları hem de savunma iş birliklerini gözden geçirmesi gerekebilir.
Sonuç ve Beklentiler
Husilerin Kızıldeniz'deki ilerleyişi, Yemen iç savaşını yeni bir boyuta taşıyor. İran'ın vekalet gücü olarak hareket eden grup, küresel deniz ticaretini tehdit ederek uluslararası toplumun dikkatini Yemen'e çekmeyi başardı. Ancak kalıcı bir çözüm için sadece askeri müdahale yeterli değil; siyasi diyalog ve kapsayıcı bir barış süreci şart. Aksi halde, Kızıldeniz'deki gerilim tırmanarak bölgesel bir savaşa dönüşebilir ve küresel ekonomiyi derinden sarsabilir.