Çin ile İran arasındaki stratejik ortaklık, birçok analistin sandığı gibi kardeşlik bağları ve ideolojik yakınlaşmayla değil, soğuk ama dayanıklı çıkar hesaplarına dayanıyor. Pekin’in, Tahran’a NATO’nun 5. Madde kapsamında bir üyesine yapacağı gibi askeri bir kurtarma operasyonu düzenlemesi pek olası değil. İki ülkeyi birbirine bağlayan şey, kan bağı veya ortak değerlerden ziyade, enerji ihtiyacı, Batı yaptırımlarına karşı direnç ve çok kutuplu bir dünya düzeni arzusudur. Bu ilişki, duygusallıktan uzak, daha kalıcı ve belki de daha işlevseldir.
Stratejik İşbirliğinin Temelleri
Çin, İran’ın en büyük petrol alıcısıdır ve 2021’de imzalanan 25 yıllık stratejik işbirliği anlaşması kapsamında, İran’a büyük altyapı ve enerji yatırımları yapmaktadır. Buna karşılık İran, Çin’in Kuşak ve Yol Girişimi için kritik bir geçiş noktası ve Ortadoğu’da istikrarı sağlayıcı bir ortak konumundadır. Ancak Pekin, Tahran’ın askeri çatışmalarına doğrudan dahil olmaktan kaçınır; Libya ve Suriye’deki tutumu buna örnektir. Çin, diplomasi ve ekonomik nüfuzla bölgesel istikrarı korumayı tercih eder, askeri angajmanı artırmaz.
İran’a yönelik uluslararası yaptırımlar, Çin’i en zor zamanlarda bile İran ile ticaret yapmaya itmiştir. Karşılıklı ekonomik bağımlılık, ilişkinin en sağlam temelini oluşturur. Ancak bu bağımlılık, İran’ın herhangi bir askeri saldırı durumunda Çin’in kendisini savunacağı anlamına gelmez. Pekin, Batı ile tam bir kopuşu göze alamaz; bu nedenle İran ile ittifakı sembolik ve ekonomik düzeyde sınırlı tutar.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Çin-İran ilişkisi, ABD’nin Ortadoğu’daki etkisini dengeleme çabası olarak da okunabilir. İki ülke de ABD’nin bölgedeki hegemonyasına karşı çıkarken, Çin daha çok ekonomik araçlarla, İran ise askeri vekil güçlerle (Hizbullah, Husiler gibi) mücadele etmektedir. Bu işbölümü, her iki ülkenin de çıkarlarına hizmet eder. Ancak Çin, İran’ın nükleer programı veya bölgesel milis faaliyetleri konusunda tam destek vermez; aksine, Tahran’ı diplomatik çözüme zorlamak için Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ndeki vetosunu kullanır.
Küresel ölçekte, Çin-İran ortaklığı, ABD merkezli tek kutuplu dünya düzenine meydan okur. Ancak bu ittifak, ABD-Çin rekabeti bağlamında Çin için bir koz olsa da, Pekin’i doğrudan bir askeri çatışmaya sürükleyecek kadar derin değildir. Çin, İran’ı Batı’ya karşı bir pazarlık aracı olarak kullanırken, Tahran da Çin’i yaptırımlardan kaçış kapısı olarak görmektedir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, İran ve Çin ile dengeli ilişkiler yürüten bir NATO üyesi olarak bu gelişmelerden etkilenmektedir. İran’a yönelik yaptırımların Çin tarafından delinmesi, Türkiye’nin enerji tedarikinde fiyat avantajı sağlarken, ABD ile ilişkilerinde baskıya neden olabilir. Ankara, Çin’in İran’a askeri destek vermemesi durumunda bölgesel güvenlik dinamiklerinin istikrara kavuşabileceğini düşünmelidir. Ayrıca, Türkiye’nin Kafkasya ve Orta Asya’daki etkinliği, Çin-İran ekseninin sınırlı doğasından olumlu etkilenebilir; zira Pekin’in askeri angajmanı sınırlı olduğu sürece Ankara’nın bölgesel manevra alanı genişler.