İran yönetimi, ABD Başkanı Donald Trump'ın topyekün bir savaşı göze aldığı bir dönemde yeni bir ateşkes girişimi başlattı. Beyaz Saray ve İsrail yönetimleri, İran'a yönelik olası askeri operasyonlarda sadece iki senaryonun masada olduğunu düşünüyor: Ya 10 günlük kısa süreli bir ateşkes sağlanacak ya da ABD ve İsrail, Tahran'ı tamamen hedef alan büyük çaplı bir savaşa girişecek. Son günlerde yoğunlaşan diplomatik trafik, İran'ın nükleer programı ve bölgedeki vekil güçleri nedeniyle tırmanan gerilimi düşürmeyi amaçlıyor. Trump yönetiminin özellikle İsrail'in güvenlik endişelerini paylaştığı ve İran'ın nükleer silah geliştirme potansiyeline karşı sert bir tutum benimsediği biliniyor. Axios'un haberine göre, ABD'li ve İsrailli yetkililer, mevcut koşullarda İran'la diplomatik bir çözümün mümkün olmadığını, bu nedenle askeri seçeneklerin ağırlık kazandığını belirtiyor.
Gelişmenin arka planı
İran, son haftalarda bölgedeki etkisini artırmak için yoğun çaba harcarken, ABD ve İsrail istihbaratı Tahran'ın nükleer faaliyetlerini hızlandırdığına dair kanıtlar elde etti. 2015'te imzalanan nükleer anlaşmadan ABD'nin çekilmesinin ardından İran, uranyum zenginleştirme seviyesini yükseltti ve uluslararası denetimleri kısıtladı. Trump yönetimi, İran'ın bu adımlarını 'kırmızı çizgi' olarak tanımlıyor ve askeri müdahale için hazırlıkların sürdüğünü ifade ediyor. Bu çerçevede ABD, Basra Körfezi'ne ek askeri güç sevk ederken, İsrail de İran sınırına yakın bölgelerde hava savunma sistemlerini güçlendirdi. İran'ın arabuluculuk girişimi ise Katar ve Umman üzerinden yürütülüyor. Tahran, olası bir savaşın bölgeyi felakete sürükleyeceği uyarısında bulunurken, uluslararası kamuoyundan da destek arıyor.
Trump'ın İran konusunda kararsız olduğu yönünde yorumlar bulunsa da, son açıklamaları ve askeri yığınak, başkanın seçenekleri daralttığını gösteriyor. Beyaz Saray'da yapılan son toplantılarda, İran'a yönelik 'maksimum baskı' politikasının başarısız olduğu, ancak tamamen askeri bir çözümün de riskler taşıdığı dile getirildi. Bu nedenle 10 günlük ateşkes önerisi, taraflara nefes alma fırsatı vermek ve diplomasiye şans tanımak için son bir çaba olarak görülüyor. Ancak İsrail, İran'ın ateşkesi kendi lehine kullanacağından endişe ediyor ve daha kalıcı bir anlaşma olmadan ateşkese sıcak bakmıyor. ABD'li yetkililer, anlaşma sağlanamazsa İran'ın nükleer tesislerine yönelik ortak bir operasyonun devreye girebileceğinin sinyalini veriyor.
Bölgesel ve küresel boyut
İran-ABD-İsrail üçgeninde yaşanan bu gerilim, tüm Ortadoğu'yu etkileme potansiyeli taşıyor. İran'ın Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri ile son dönemde yumuşayan ilişkileri, olası bir savaşta bu ülkelerin pozisyonunu kritik hale getiriyor. Körfez ülkeleri, İran'la doğrudan bir çatışmanın petrol fiyatlarını fırlatacağı ve kendi topraklarını da hedef haline getireceği endişesini taşıyor. Ayrıca Irak, Suriye, Lübnan ve Yemen'deki vekil güçler, İran'a verilen desteğin savaşın boyutunu genişletebileceğini gösteriyor. Küresel açıdan bakıldığında, Rusya ve Çin, İran'a uygulanan yaptırımlara karşı çıkarken, olası bir savaşta Tahran'ın yanında yer alabilecekleri sinyalini veriyor. Bu durum, ABD ve müttefikleri için çok cepheli bir kriz anlamına geliyor.
Avrupa Birliği ve Birleşmiş Milletler, tarafları itidal çağrısında bulunurken, İran'la nükleer müzakerelerin yeniden başlatılması için çaba harcıyor. Ancak Trump yönetiminin bu girişimlere sıcak bakmadığı ve kendi şartlarını dayatmak istediği belirtiliyor. Özellikle İsrail, İran'ın nükleer silah üretme kapasitesine ulaşmasını engellemek için her türlü askeri seçeneği masada tutuyor. Bu nedenle ateşkes önerisinin başarısız olması, Orta Doğu'da yeni bir savaşın fitilini ateşleyebilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İran'la yaşanacak bir savaş, Türkiye için ciddi güvenlik riskleri doğurur. Türkiye, İran'la sınır komşusudur ve uzun süredir terörle mücadele ederken, sınır ötesi hareketlilik güvenlik endişelerini artırabilir. Ekonomik açıdan, İran'a yönelik yaptırımlar ve olası bir savaş, Türkiye'nin enerji maliyetlerini yükseltebilir ve ticaret hacmini daraltabilir. Ayrıca, Suriye ve Irak'taki vekil güçlerin çatışmaya dahil olması, Türkiye'nin bu ülkelerdeki askeri varlığını ve operasyonlarını doğrudan etkileyebilir. Diplomatik olarak, Türkiye hem ABD hem de İran'la ilişkilerini dengelemek zorunda kalırken, bölgesel istikrarın bozulması Ankara'nın arabuluculuk rolünü de riske atabilir. Bu nedenle Türkiye, savaşın önlenmesi için diplomasiyi desteklemeli ve kendi çıkarlarını koruyacak adımlar atmalıdır.