ABD ile nükleer müzakerelerin yeniden başladığı bir dönemde, İran'ın askeri kabiliyetleri yeniden mercek altına alındı. Washington ve Tel Aviv, son operasyonlarda Tahran'ın füze programı ve hava savunma sistemlerinin ciddi hasar gördüğünü öne sürerken, uydu görüntüleri İran'ın hasarlı tesislerini onarmak için seferber olduğunu gösteriyor. İran yönetimi ise herhangi bir zafiyeti reddediyor ve caydırıcılığını koruduğunu vurguluyor.
Operasyonlar ve hasar iddiaları
İsrail, Ekim 2024'te İran'ın askeri tesislerine yönelik hava saldırıları düzenlemiş, ABD de Yemen'deki Husilere yönelik operasyonlarında İran yapımı füze ve drone sistemlerini hedef almıştı. Washington ve Tel Aviv, bu saldırılarda İran'ın balistik füze stoklarının önemli bir kısmının imha edildiğini, Şahab ve Emad füzelerinin üretim tesislerinin ağır hasar gördüğünü açıkladı. Ayrıca İran'ın Rus yapımı S-300 ve yerli Bavar-373 hava savunma sistemlerinin susturulduğu, hava sahasının büyük ölçüde savunmasız kaldığı iddia edildi.
Ancak uydu görüntüleri bu iddiaları kısmen doğrulasa da, Tahran'ın hızla toparlanma çabası içinde olduğunu ortaya koyuyor. İsfahan ve Hürremabad'daki füze üslerinde inşaat vinçleri ve yeni beton yapılar tespit edilirken, Şiraz'daki drone merkezinde faaliyetlerin yoğunlaştığı görülüyor. İranlı yetkililer, hasarın abartıldığını ve eksiklerin kısa sürede giderileceğini savunuyor.
İran'ın caydırıcılık kapasitesi
İran'ın askeri gücü yalnızca füze ve drone programına dayanmıyor. Devrim Muhafızları'nın deniz kuvvetleri, Basra Körfezi ve Hürmüz Boğazı'nda asimetrik tehdit oluşturmaya devam ediyor. Ayrıca Yemen'deki Husiler, Lübnan'daki Hizbullah ve Irak'taki Haşdi Şabi gibi vekil güçler, Tahran'ın bölgesel nüfuzunun önemli bir parçası. Uzmanlar, İran'ın konvansiyonel gücü zayıflasa da, vekil savaş stratejisi sayesinde dolaylı caydırıcılığını koruyabileceğini belirtiyor.
Nükleer program ise İran'ın en büyük pazarlık kozu olmaya devam ediyor. Son IAEA raporları, İran'ın uranyum zenginleştirme seviyesini %60'a çıkardığını ve yeni santrifüjler kurduğunu gösteriyor. Tahran, askeri hasarların nükleer faaliyetlerini etkilemediğini ve müzakere masasında güçlü bir el tuttuğunu vurguluyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İran'ın askeri kabiliyetlerindeki bu değişim, Türkiye'nin güvenlik dengelerini doğrudan etkiliyor. Tahran'ın zayıflaması, Doğu Akdeniz ve Kafkaslar'da Ankara'nın elini güçlendirebilirken, olası bir ABD-İran geriliminin sıcak çatışmaya dönüşmesi bölgesel istikrarı tehdit ediyor. Türkiye, bir yandan İran'la enerji ve ticaret ilişkilerini sürdürürken, diğer yandan PKK/PYD'ye karşı Tahran'la işbirliği yapıyor. Ancak İran'ın füze programı ve nükleer faaliyetleri, NATO müttefiki olarak Ankara'nın da yakından izlediği bir konu. Özellikle İran'ın füze menzilinin Türkiye'yi de kapsaması, füze savunma sistemleri ve Milli Savunma politikası açısından kritik. Bu nedenle Ankara, Tahran'la diyaloğu koparmadan, Washington'la ittifakını da dengelemek zorunda.