İran Dışişleri Bakanı Abbas Erakçi, Avrupa ülkelerine yönelik sert bir uyarıda bulunarak, topraklarında ABD askeri üssü bulunduran ülkelerin İran'a karşı olası bir saldırıda kullanılması halinde 'saldırıya ortak' sayılacağını söyledi. Erakçi'nin açıklaması, bölgede artan gerilim ve İran'ın nükleer programı etrafındaki müzakerelerin tıkandığı bir dönemde geldi.
Uyarının arka planı: İran'ın artan baskı politikası
Erakçi'nin sözleri, İran'ın son aylarda Batı'ya yönelik artan sert söyleminin bir parçası. Tahran, Avrupa ülkelerinin İran'a yönelik yaptırımları sürdürmesi ve Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (IAEA) ile işbirliğinin sınırlı kalması nedeniyle Batı'yı suçluyor. İran, özellikle Almanya, İngiltere ve Fransa'nın (E3) nükleer anlaşmayı (Kapsamlı Ortak Eylem Planı - JCPOA) canlandırma çabalarını yetersiz buluyor. Erakçi, daha önce de Avrupa'nın 'bağımsız' bir politika izlemediğini, ABD'nin izinden gittiğini savunmuştu.
İran'ın bu uyarısı, ABD'nin Orta Doğu'daki askeri varlığını hedef alıyor. ABD'nin Almanya (Ramstein), İtalya (Aviano), İspanya (Rota), Yunanistan (Souda), Türkiye (İncirlik) gibi ülkelerde önemli üsleri bulunuyor. Bu üsler, ABD'nin bölgedeki operasyonları için kritik öneme sahip. Erakçi, bu üslerin İran'a yönelik bir saldırıda kullanılması durumunda, ev sahibi ülkelerin de sorumlu tutulacağını belirtti. Bu, İran'ın daha önce de dile getirdiği bir tehdit: Ocak 2020'de ABD'nin Irak'ta İranlı general Kasım Süleymani'yi öldürmesinin ardından İran, Irak'taki ABD üslerini vurmuştu.
Uzmanlar, İran'ın bu tür açıklamaları caydırıcılık amacı taşıdığını ve Avrupa kamuoyunda ABD ile askeri işbirliğine karşı bir tartışma başlatmayı hedeflediğini belirtiyor. Ayrıca İran, Avrupa ülkelerinin kendi topraklarındaki ABD üslerine yönelik olası bir İran saldırısında zarar görebileceğini ima ederek, Avrupa'yı İran'a karşı daha temkinli olmaya zorluyor.
Bölgesel ve küresel boyut: Yeni bir gerilim hattı mı?
İran'ın uyarısı, Orta Doğu'da zaten kırılgan olan güvenlik mimarisini daha da karmaşık hale getiriyor. ABD, İran'ın nükleer programını sınırlamak için diplomatik çözüm arayışlarını sürdürürken, İran'ın bu çıkışı müzakereleri zehirleyebilir. Avrupa Birliği, İran ile ilişkilerinde denge politikası izlemeye çalışsa da, ABD'nin yanında yer almak zorunda kalabilir. NATO çerçevesinde, Avrupa ülkeleri ABD ile askeri entegrasyon içinde; bu durum, İran'ın tehdidini daha da önemli kılıyor.
Diğer yandan, İran'ın bu açıklaması, Rusya-Ukrayna savaşı sonrası Avrupa'nın güvenlik algısının değiştiği bir döneme denk geliyor. Avrupa ülkeleri, kendi topraklarındaki ABD üslerinin koruma sağladığını düşünürken, İran'ın bu üsleri hedef göstermesi, Avrupa'da güvenlik açığı yaratabilir. İran, ayrıca, bölgedeki vekil güçleri (Hizbullah, Husiler, Haşdi Şabi) aracılığıyla da dolaylı saldırılar düzenleyebileceği mesajını veriyor.
İran'ın nükleer programına ilişkin müzakereler, 2022'den bu yana fiilen durmuş durumda. İran, uranyum zenginleştirme seviyesini %60'a çıkarmış, bu da silah üretimine çok yakın bir seviye olarak değerlendiriliyor. ABD ve İsrail, İran'ın nükleer silah edinmesini kırmızı çizgi olarak belirtmiş durumda. İran ise nükleer programının barışçıl olduğunu savunuyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, İncirlik ve diğer üslerdeki ABD varlığı nedeniyle İran'ın uyarısının doğrudan muhatabı. Ancak Türkiye, İran ile karmaşık bir ilişki ağına sahip: Ekonomik işbirliği, enerji bağımlılığı ve bölgesel anlaşmazlıklar (Suriye, Irak) bir arada. İran'ın tehdidi, Türkiye'nin ABD ile savunma işbirliğini gözden geçirmesine yol açabilir; ancak Türkiye, NATO üyesi olarak ABD ile müttefiklik ilişkisini sürdürmek durumunda. Olası bir İran-ABD çatışmasında Türkiye'nin toprakları üzerinden saldırıya izin vermesi, İran ile ilişkileri kopma noktasına getirebilir. Bu nedenle Türkiye, diplomatik kanalları açık tutarak gerilimi düşürmeye çalışacaktır. Ayrıca İran'ın bu çıkışı, Türkiye'nin bölgesel arabuluculuk rolünü güçlendirebilir.