ABD Başkanı Donald Trump'ın İran ile varılan nükleer anlaşmadan çekilme kararı, Ortadoğu'da yeni bir krizin fitilini ateşledi. Uzmanlar, Trump'ın Gazze konusundaki girişimlerinde olduğu gibi, bu adımının da büyük bir tantanayla duyurulmasına rağmen ardının gelmeyeceğini ve bölgedeki istikrarsızlığı daha da derinleştireceğini belirtiyor. İran'ın nükleer programının kısıtlanmasını öngören anlaşma, 2015 yılında ABD, İngiltere, Fransa, Almanya, Rusya ve Çin'in yanı sıra İran tarafından imzalanmıştı. Trump'ın çekilmesi ile birlikte, Avrupalı müttefikler ve diğer imzacı ülkeler anlaşmayı kurtarmak için yoğun çaba sarf ederken, İran ise nükleer faaliyetlerini yeniden artırma sinyali verdi.
Anlaşmanın Arka Planı ve Trump'ın Kararı
Obama döneminde imzalanan Ortak Kapsamlı Eylem Planı (JCPOA), İran'ın uranyum zenginleştirme kapasitesini sınırlandırarak nükleer silah geliştirmesini engellemeyi ve buna karşılık ülkeye uygulanan uluslararası yaptırımların kaldırılmasını öngörüyordu. Trump, seçim kampanyası sırasında bu anlaşmayı 'felaket' olarak nitelendirmiş ve göreve gelir gelmez anlaşmadan çekileceğini duyurmuştu. Mayıs 2018'de bu kararı resmen açıklayan Trump, aynı zamanda İran'a yeni ekonomik yaptırımlar getirilmesi talimatını verdi. ABD'nin çekilmesi, anlaşmanın temel taşlarından birinin yok olmasına neden oldu. Avrupa Birliği ve diğer taraflar, anlaşmayı canlı tutmak için FINEX adını verdikleri bir ödeme mekanizması geliştirse de, bu girişim beklenen etkiyi yaratamadı. İran da buna karşılık olarak uranyum zenginleştirme seviyesini yükseltme ve ağır su reaktörü faaliyetlerini artırma kararı aldı.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Anlaşmanın çökmesi, sadece İran'ın nükleer programını değil, aynı zamanda Ortadoğu'daki güç dengelerini de doğrudan etkiliyor. Suudi Arabistan ve İsrail gibi bölgesel aktörler, anlaşmanın İran'ı yeterince sınırlamadığını savunarak Trump'ın kararını memnuniyetle karşıladı. Ancak bu durum, İran'ın bölgedeki vekil güçleriyle (Hizbullah, Husiler gibi) çatışma riskini artırıyor. Ayrıca, Avrupalı müttefikler ile ABD arasında derin bir görüş ayrılığı ortaya çıkarken, Rusya ve Çin'in İran ile ilişkileri güçleniyor. Trump'ın bu adımı, uluslararası düzenin zayıflamasına ve çok taraflı anlaşmaların güvenilirliğinin sorgulanmasına yol açıyor. Uzmanlar, bu kararın İran'ı daha agresif bir nükleer politikaya iterek Orta Doğu'da silahlanma yarışını tetikleyebileceği uyarısında bulunuyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, İran nükleer anlaşmasının devamını savunan ülkeler arasında yer alıyor. Anlaşmanın bozulması, Türkiye'nin güney sınırında yeni bir istikrarsızlık kaynağı yaratabilir. İran'ın nükleer faaliyetlerini artırması, bölgede Suudi Arabistan ve İsrail'in de benzer adımlar atmasına neden olabilir; bu da Türkiye'nin de dahil olduğu bir silahlanma yarışını tetikleyebilir. Ekonomik olarak İran'a uygulanan yaptırımlar, Türkiye'nin enerji ithalatını ve komşusuyla olan ticaretini olumsuz etkiliyor. Ayrıca, İran ile ABD arasındaki gerilim, Suriye ve Irak'ta Türkiye'nin güvenlik çıkarlarını da tehlikeye atabilir. Bu nedenle Ankara, hem nükleer anlaşmanın korunması hem de bölgesel diyaloğun sürdürülmesi yönünde aktif bir diplomasi yürütmektedir.