İran ile Batı arasında on yıldır süren nükleer müzakereler yeni bir kırılma noktasına geldi. ABD Başkanı Donald Trump'ın "müzakereler bitti" açıklaması ve iki ülke arasında art arda yaşanan askeri angajmanlar, küresel piyasalarda dalgalanmaya ve petrol fiyatlarında sert yükselişe neden oldu. Bu gelişmeler, 2015'te imzalanan Kapsamlı Ortak Eylem Planı'nın (KOEP) fiilen ölüp ölmediği ve tarafların yeniden savaşın eşiğine gelip gelmediği sorularını beraberinde getirdi. İşte krizin dönüm noktaları: Tahran'ın uranyum zenginleştirme faaliyetleri, ABD'nin yaptırım baskısı ve diplomatik çabaların kronolojisi.
Anlaşmanın Kısa Tarihi
2015'te İran ile ABD, İngiltere, Fransa, Almanya, Rusya ve Çin arasında imzalanan KOEP, İran'ın nükleer programını sınırlandırması karşılığında yaptırımların kaldırılmasını öngörüyordu. Ancak 2018'de Trump yönetimi anlaşmadan tek taraflı çekilerek yeni yaptırımlar uyguladı. Buna cevaben İran, nükleer taahhütlerini aşamalı olarak ihlal etmeye başladı: 2019'da uranyum zenginleştirme oranını %4.5'e çıkardı, 2020'de santrifüj sayısını artırdı. 2021'de Biden yönetimi müzakerelere dönse de ilerleme sağlanamadı. 2023'te İran'ın %60'a kadar zenginleştirme yaptığı rapor edildi. Son haftalarda ABD'nin Yemen'deki Husilere yönelik hava saldırıları ve İran'a yakın grupların misillemeleri, doğrudan bir çatışma riskini artırdı.
Küresel Yansımalar
Bu gerginlik, petrol fiyatlarını varil başına 4 dolar yükseltti; küresel hisse senedi piyasalarında düşüşe yol açtı. Uzmanlar, İran'ın Hürmüz Boğazı'nı kapatma tehdidinin enerji arzında büyük kesintilere neden olabileceği uyarısında bulunuyor. Avrupa Birliği ve Birleşmiş Milletler, tarafları itidal çağrısı yaparken, Çin'in arabuluculuk girişimleri henüz sonuç vermedi. Anlaşmanın tamamen çökmesi durumunda, İran'ın nükleer silah kapasitesine ulaşmasının kısa süreceği belirtiliyor. Bu durum, Suudi Arabistan, BAE ve İsrail başta olmak üzere bölgede bir silahlanma yarışı başlatabilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, İran ile komşu olması ve enerji ihtiyacının önemli bir kısmını bu ülkeden karşılaması nedeniyle krizden doğrudan etkilenebilir. Petrol fiyatlarındaki artış, cari açığı daha da büyütecektir. Ayrıca, İran'a yönelik olası bir askeri çatışma, Türkiye'nin sınır güvenliğini tehdit edebilir ve PKK gibi terör örgütlerinin istismarına zemin hazırlayabilir. Türkiye, bu süreçte hem Batı ile ilişkilerini hem de İran ile sürdürülebilir ticari bağlarını korumak arasında hassas bir denge yürütmek zorunda. Bölgesel istikrar ve enerji güvenliği için Türkiye, diyalog mekanizmalarında aktif bir rol üstlenmelidir.