ABD ve İran arasında son günlerde karşılıklı olarak gerçekleştirilen yeni saldırılar, iki ülke arasında yeniden tam ölçekli bir savaşın patlak verebileceği endişelerini artırmış durumda. Özellikle Basra Körfezi'nde artan askeri hareketlilik ve tarafların birbirlerine yönelik sert açıklamaları, bölgedeki gerilimi en üst seviyeye taşımıştır. Son olarak İran destekli milis gruplarının ABD üslerine düzenlediği saldırılara karşılık olarak ABD'nin İran'ın Suriye ve Irak'taki bazı hedeflerini vurması, tansiyonu daha da yükseltmiştir. Bu gelişmeler, uluslararası toplumun dikkatini yeniden Orta Doğu'ya çevirmesine neden olurken, bölgesel aktörler de olası bir savaşın yıkıcı sonuçlarına karşı tedbir almaya çalışmaktadır.
Artan gerilimin arka planı
ABD ve İran arasındaki gerginlik, 2018 yılında ABD'nin nükleer anlaşmadan tek taraflı olarak çekilmesinin ardından başlayan 'maksimum baskı' politikasıyla tırmanışa geçmişti. İran'ın nükleer faaliyetlerini hızlandırması ve bölgedeki vekil güçler aracılığıyla ABD ve müttefiklerine yönelik saldırılarını artırması, iki ülkeyi defalarca savaşın eşiğine getirmiştir. Son olarak, İran destekli Yemenli Husilerin Kızıldeniz'de ticari gemilere yönelik saldırıları ve ABD'nin karşılık olarak Husilere ait hedefleri vurması, gerilimi bölgesel bir boyuta taşımıştır. Ayrıca İran'ın, Irak ve Suriye'deki ABD askeri varlığına yönelik saldırıları da sıklaşmış, bu durum ABD'nin bölgedeki askeri varlığını güçlendirmesine neden olmuştur.
Uzmanlara göre, mevcut gerginlik iki ülke arasında doğrudan bir çatışmaya dönüşme potansiyeli taşımaktadır. Özellikle ABD'nin İran'ın iç bölgelerine yönelik olası bir operasyonu, İran'ın da Basra Körfezi'ni kapatma tehdidi, küresel enerji piyasalarında büyük dalgalanmalara neden olabilir. Taraflar arasındaki diplomatik kanalların neredeyse tamamen kapalı olması ise krizin yönetilmesini güçleştirmektedir.
Bölgesel ve küresel boyut
Olası bir ABD-İran savaşı, yalnızca iki ülkeyi değil, başta Irak, Suriye, Lübnan, Yemen ve Suudi Arabistan olmak üzere tüm Orta Doğu'yu etkileyecektir. İran'ın bölgedeki vekil güçleri (Hizbullah, Husiler, Irak ve Suriye'deki milisler) ABD ve müttefiklerine karşı geniş çaplı saldırılar başlatabilir. Bu durum, bölgedeki istikrarı tamamen bozarak yeni bir mülteci dalgasına ve insani krize yol açabilir. Ayrıca, İran'ın Hürmüz Boğazı'nı kapatma tehdidi, küresel petrol arzını ciddi şekilde kesintiye uğratarak enerji fiyatlarında tarihi rekorlara neden olabilir. Küresel güçlerden Rusya ve Çin'in İran'a verdikleri destek, çatışmayı daha da karmaşık hale getirebilir. ABD'nin NATO müttefikleri ise doğrudan bir savaşa dahil olmak istememekle birlikte, ABD'nin bölgedeki askeri operasyonlarına lojistik destek sağlama konusunda bölünmüş durumdadır.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD-İran arasında olası bir savaş, Türkiye'yi doğrudan etkileyecektir. Türkiye, İran ile kara sınırına sahip olması ve iki ülke arasındaki ticari ilişkiler (özellikle doğalgaz ve petrol ithalatı) nedeniyle çatışmanın ekonomik sonuçlarından en fazla etkilenecek ülkelerden biridir. Ayrıca, savaşın bölgedeki dengeleri altüst etmesi, Türkiye'nin Suriye ve Irak'taki terörle mücadele operasyonlarını ve güvenlik kaygılarını da karmaşık hale getirecektir. Türkiye, hem ABD ile müttefiklik ilişkisi hem de İran ile komşuluk bağı nedeniyle çatışmanın tarafları arasında denge kurmak zorunda kalabilir. Bu nedenle, gerilimin düşürülmesi için diplomatik girişimlerde bulunması ve bölgesel istikrarın korunmasına yönelik çabaları artırması beklenmektedir.