İran Dışişleri Bakanlığı, Washington'un ekonomik izolasyon kampanyasına katılan her ülkenin "düşman" olarak değerlendirileceği uyarısında bulundu. Açıklama, ABD Başkanı Donald Trump'ın İran ekonomisini hedef alan yeni yaptırım dalgasına destek vermeleri için müttefiklere yönelik baskılarını artırdığı bir dönemde geldi. Tahran yönetimi, bu hamleyle hem uluslararası topluma gözdağı vermeyi hem de kendi iç cephesinde birlik mesajı oluşturmayı hedefliyor.
Gelişmenin Arka Planı
ABD yönetimi, son haftalarda Avrupalı müttefikleri ve bölgesel ortakları, İran'a yönelik yaptırımların kapsamını genişletmeye çağırdı. Trump'ın tekrar başkanlığa gelmesiyle birlikte 'maksimum baskı' politikasını yeniden canlandıran Washington, özellikle İran'ın petrol ihracatını ve finansal işlemlerini hedef alıyor. Beyaz Saray'dan yapılan açıklamalarda, İran'ın nükleer programı ve bölgedeki vekil güçleri üzerindeki baskının artırılması gerektiği vurgulandı.
İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi, yaptığı yazılı açıklamada, "ABD'nin yaptırım politikalarına açık veya örtülü destek veren herhangi bir hükümet, İran İslam Cumhuriyeti'nin düşmanı olarak kabul edilecek ve buna göre muamele görecektir" ifadelerini kullandı. Bekayi, bu tür ülkelerin İran'la ekonomik ve siyasi iş birliği potansiyelini kaybedeceğini de sözlerine ekledi.
Bu sert uyarı, özellikle Avrupa Birliği ülkeleri ve Körfez'deki bazı Arap devletlerini hedef alıyor. AB, İran'la ticari ilişkilerini sürdürmeye çalışsa da, özellikle ABD'nin finansal baskıları nedeniyle bu ilişkiler ciddi şekilde sınırlanmış durumda. İran'ın en büyük ticaret ortaklarından Çin ise şu ana kadar Trump'ın yaptırımlarına rağmen İran'dan ham petrol alımına devam ediyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
İran'ın bu çıkışı, yalnızca ABD ile gerilimi tırmandırmakla kalmıyor, aynı zamanda bölgesel güç dengelerini de etkiliyor. Uzmanlar, Tahran'ın bu söyleminin psikolojik bir savaş unsuru olduğunu ve asıl amacının, yaptırımlara katılacak ülkeleri caydırmak olduğunu belirtiyor. Özellikle Birleşik Arap Emirlikleri ve Suudi Arabistan gibi İran'la rekabet halindeki ülkeler, ABD baskısına açık olabilir.
Diğer yandan, İran'ın bu tutumu, nükleer müzakerelerin geleceğini de olumsuz etkileyebilir. 2015'te imzalanan ve Trump'ın ilk döneminde çekilmesiyle rafa kalkan Kapsamlı Ortak Eylem Planı'nın (KOEP) yeniden canlandırılması için yürütülen görüşmeler şu ana kadar sonuçsuz kaldı. İran'ın sert söylemi, müzakerelere geri dönme ihtimalini zayıflatıyor.
Küresel piyasalarda ise bu gelişme, petrol fiyatlarını yukarı çekebilir. İran'ın tehditleri, Hürmüz Boğazı'nın kapatılabileceği endişelerini artırıyor. Bu da hem enerji arz güvenliği hem de dünya ekonomisi için risk oluşturuyor. Uluslararası Enerji Ajansı verilerine göre, günlük petrol ticaretinin yaklaşık %20'si bu boğazdan geçiyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, İran'la komşuluk ilişkisine ve enerji bağımlılığına rağmen ABD yaptırımlarına doğrudan katılmama politikası izliyor. Bu gelişme, Ankara'nın iki ülke arasında denge kurma çabasını zorlaştırabilir. Türkiye'nin İran'dan doğal gaz alımı yaptığı biliniyor; ayrıca Türk şirketleri İran pazarında aktif. İran'ın "ya bizden yanasınız ya düşman" söylemi, Türkiye'yi zor durumda bırakabilir. Ancak Türkiye'nin uluslararası hukuka bağlılığı ve yaptırımların tek taraflı olduğu yönündeki tutumu, bu konuda elini güçlendiriyor. Yine de ABD'nin baskısı arttıkça, Türkiye'nin hem Washington'la hem Tahran'la ilişkilerinde yeni sınamalarla karşılaşması olası.