İran'ın, Hürmüz Boğazı'ndan geçen gemilere yönelik saldırılarında yeni taktikler uygulayarak petrol fiyatlarını yüksek tutmayı ve ABD'deki ara seçimleri etkilemeyi amaçladığı öne sürüldü. Reuters'a konuşan iki üst düzey İranlı yetkili, Tahran'ın bu stratejiyle hem ekonomik hem de siyasi baskı oluşturmayı hedeflediğini belirtti. Haber, Dubai, Londra ve Washington kaynaklı olarak 14 Ekim'de servis edildi.
Saldırıların arka planı ve yeni taktikler
İran, uzun süredir Hürmüz Boğazı'nda uluslararası deniz trafiğine yönelik zaman zaman artan saldırılarla gündeme geliyor. Ancak son dönemde değişen taktikler, Tahran'ın doğrudan çatışmadan kaçınarak vekil gruplar veya deniz mayınları, insansız hava araçları ve siber müdahaleler gibi yöntemlerle gemilere zarar verme kapasitesini artırdığına işaret ediyor. İranlı yetkililer, bu saldırıların arkasında Batı'nın yaptırımlarına karşı bir misilleme olduğunu savunuyor. Özellikle 2018'de ABD'nin nükleer anlaşmadan çekilmesi ve yeniden yaptırım uygulaması sonrası İran'ın deniz güvenliğini bir koz olarak kullandığı görülüyor.
Reuters'a konuşan yetkililer, İran'ın amacının sadece askeri bir mesaj vermek değil, aynı zamanda küresel petrol piyasalarını istikrarsızlaştırarak ABD Başkanı Joe Biden yönetimini zor durumda bırakmak olduğunu söyledi. Petrol fiyatlarındaki artışın, ABD'de enflasyonu körükleyerek seçmen davranışını etkileyebileceği ve dolayısıyla 8 Kasım'daki ara seçimlerde Cumhuriyetçilerin işine yarayabileceği değerlendiriliyor. İran'ın bu hamlesi, aynı zamanda nükleer müzakerelerde elini güçlendirme çabası olarak da yorumlanıyor.
Hürmüz Boğazı, dünya petrol arzının yaklaşık beşte birinin geçtiği kritik bir su yolu. Son aylarda bu bölgede meydana gelen gemilere yönelik sabotaj ve ele geçirme olayları, sigorta maliyetlerini artırarak deniz ticaretini olumsuz etkiledi. İran'ın bu eylemleri, bölgedeki ABD askeri varlığını da provoke ederek potansiyel bir çatışma riskini artırıyor.
Bölgesel ve küresel yansımalar
İran'ın Hürmüz Boğazı'ndaki eylemleri, sadece bölgesel değil küresel enerji güvenliği açısından da ciddi sonuçlar doğurabilir. ABD, Suudi Arabistan ve İsrail, İran'ın deniz saldırılarını yakından izliyor. Beyaz Saray yetkilileri, İran'ın bu tür eylemlerinin cezasız kalmayacağını belirtirken, Körfez ülkeleri de deniz güvenliği için ek önlemler almayı düşünüyor. Öte yandan, İran'ın nükleer programına ilişkin müzakerelerde bir ilerleme sağlanamaması, Tahran'ın bu tür saldırıları bir müzakere kozu olarak kullanma ihtimalini güçlendiriyor.
Uzmanlar, İran'ın amacının doğrudan bir savaş çıkarmak değil, belirsizlik yaratarak petrol fiyatlarını yüksek tutmak ve Batı'ya karşı direncini göstermek olduğunu ifade ediyor. Ancak bu strateji, yanlış hesaplamalarla istenmeyen bir tırmanmaya yol açabilir. Özellikle ABD seçimleri öncesinde İran'ın daha agresif davranabileceği ve bölgedeki gerginliği artırabileceği belirtiliyor.
Uluslararası Denizcilik Örgütü (IMO) ve diğer denizcilik kuruluşları, gemilere Hürmüz Boğazı'nda dikkatli olmaları çağrısında bulunurken, sigorta şirketleri de risk primlerini yükseltmiş durumda. Bu durum, küresel tedarik zincirlerini ve enerji maliyetlerini olumsuz etkileyerek zaten kırılgan olan dünya ekonomisi için ek bir baskı oluşturuyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, İran'ın Hürmüz Boğazı'ndaki saldırılarından doğrudan etkilenmemekle birlikte, bölgesel istikrarsızlık ve enerji fiyatlarındaki dalgalanmalar nedeniyle dolaylı sonuçlarla karşı karşıya kalabilir. Türkiye, enerji ithalatının önemli bir kısmını İran'dan karşılıyor; ancak ABD yaptırımları nedeniyle bu ticaret sınırlı. Petrol fiyatlarındaki artış, Türkiye'nin cari açığını ve enflasyonunu olumsuz etkileyebilir. Ayrıca, İran'ın deniz saldırıları Körfez'de gerginliği artırarak Türkiye'nin bölgedeki diplomatik dengelerini zorlaştırabilir. Türkiye, hem İran hem de ABD ile ilişkilerini yönetmek zorunda. Sonuç olarak, Türkiye'nin enerji güvenliği ve ekonomik istikrarı açısından bölgedeki tırmanma riskini yakından izlemesi gerekiyor.