İran yönetimi, Washington ile artan askeri gerilimde zamanın kendisinden yana olduğuna inanıyor. Tahran'a göre, uygulanan baskı ve tehditler nihayetinde ABD'yi Hürmüz Boğazı üzerindeki kontrolünü kabullenmeye zorlayacak. Bu strateji, dünya enerji arzının yaklaşık beşte birinin geçtiği stratejik su yolunda ciddi bir güç gösterisi anlamına geliyor. Ancak uzmanlar, bu yaklaşımın büyük riskler taşıdığı ve bölgesel bir çatışmayı tetikleyebileceği konusunda uyarıyor.
Stratejinin arka planı: Hürmüz Boğazı'nın kilit rolü
İran, on yıllardır Hürmüz Boğazı'nı bir koz olarak kullanıyor. 2019'da ABD ile yaşanan gerilimde ve 2023'teki İsrail-Hamas savaşı sırasında Tahran, boğazın kapatılması veya mayınlanması tehdidini sık sık dile getirdi. Bu kez ise İran, doğrudan bir çatışmaya girmek yerine, sürekli taciz ve gözdağı yoluyla ABD'yi müzakere masasına çekmeyi hedefliyor. İranlı yetkililere göre, ABD'nin bölgedeki askeri varlığı pahalı ve sürdürülemez; bu nedenle zaman, sabırlı ve dirençli bir aktör olan İran'dan yana. Ancak bu hesaplamada, ABD'nin caydırıcılık kapasitesi ve İsrail'in olası müdahalesi gibi faktörler göz ardı ediliyor.
Uzmanlar, İran'ın bu stratejisinin iki ucu keskin bir kılıç olduğunu belirtiyor. Bir yandan, boğazı tehdit etmek İran'a uluslararası toplum üzerinde ciddi bir baskı kurma imkanı veriyor. Petrol fiyatlarını yükseltme ve küresel ekonomiyi etkileme kapasitesi, Tahran'ın elini güçlendiriyor. Öte yandan, bu tür bir tehdit, ABD'nin ve müttefiklerinin askeri müdahalesini meşrulaştırabilir. ABD, son yıllarda bölgedeki uçak gemileri ve savaş gemileriyle sürekli bir güç gösterisi yapıyor. Herhangi bir yanlış hesaplama veya istenmeyen bir çatışma, İran'ın altyapısını hedef alan geniş çaplı bir ABD saldırısına dönüşebilir.
Bölgesel ve küresel boyut: Petrol fiyatları ve güç dengeleri
İran'ın Hürmüz Boğazı'ndaki manevraları, sadece ABD-İran ilişkilerini değil, tüm bölgesel dengeleri etkiliyor. Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi Körfez ülkeleri, İran'ın tehditlerinden doğrudan etkileniyor. Bu ülkeler, petrol ihracatlarının güvenliğini sağlamak için ABD'ye daha fazla bağımlı hale geliyor. Ayrıca, Çin ve Hindistan gibi Asya'nın dev enerji tüketicileri de İran'ın hamlelerini yakından izliyor. Petrol fiyatlarındaki olası bir sıçrama, küresel enflasyonu yeniden tetikleyebilir ve merkez bankalarının faiz politikalarını etkileyebilir. Bu nedenle, İran'ın stratejisi hem enerji piyasaları hem de jeopolitik istikrar açısından büyük bir risk unsuru olarak görülüyor.
İran'ın elinde, ABD'yi müzakere masasına oturtmak için başka kozlar da bulunuyor. Nükleer program ve bölgedeki vekil güçleri (Lübnan'daki Hizbullah, Yemen'deki Husiler, Suriye ve Irak'taki milisler) üzerindeki etkisi, Tahran'ın en önemli pazarlık araçları arasında. Ancak bu araçların her biri, İran'ı daha da yalnızlaştırabilir ve uluslararası yaptırımların artmasına neden olabilir. Özellikle, İran'ın nükleer programının ilerlemesi ve uranyum zenginleştirme faaliyetleri, Batılı ülkelerin askeri müdahale seçeneğini masada tutmasına yol açıyor. İsrail, İran'ın nükleer tesislerine yönelik saldırı seçeneğini zaman zaman gündeme getiriyor ve bu durum bölgesel bir savaş riskini artırıyor.
Diplomasi cephesinde ise, 2015 tarihli nükleer anlaşmanın (JCPOA) akıbeti hâlâ belirsiz. ABD'nin 2018'de anlaşmadan çekilmesi ve ardından uygulanan yaptırımlar, İran'ı nükleer faaliyetlerini hızlandırmaya itti. Şu ana kadar yapılan müzakereler, somut bir ilerleme sağlamadı. İran, anlaşmanın yeniden canlandırılması için yaptırımların tamamen kaldırılmasını şart koşuyor. Bu durum, BAAS yönetimini zora sokuyor. Zamanın İran'dan yana olduğu iddiası, Tahran'ın ekonomik dayanıklılığına olan güvenine dayanıyor. Ancak yaptırımların ağırlığı ve halkın yaşam koşullarındaki bozulma, bu güveni zayıflatıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gerginlik, Türkiye'yi doğrudan etkileyebilecek bir jeopolitik risk oluşturuyor. Türkiye, enerji ihtiyacının önemli bir bölümünü ithal ediyor ve Hürmüz Boğazı'nın olası bir çatışmaya sahne olması, enerji arz güvenliğini tehdit edebilir. Ayrıca, bölgesel bir savaş, Türkiye'nin komşularıyla olan istikrarını bozabilir ve yeni bir mülteci dalgasına yol açabilir. Türkiye, bir yandan ABD ile ittifak ilişkilerini sürdürürken, diğer yandan İran'la ekonomik ve diplomatik bağlarını korumaya çalışıyor. Bu nedenle, Ankara'nın orta yol bulma çabaları önem kazanıyor. Türkiye, tansiyonun düşürülmesi ve diyaloğun teşvik edilmesi için arabuluculuk rolü üstlenebilir. Ancak bölgedeki kutuplaşma arttıkça, bu tür girişimlerin başarı şansı azalabilir.