İran, ABD ile artan gerilimde askeri baskının eninde sonunda Washington'ı Tahran'ın Hürmüz Boğazı üzerindeki kontrolünü kabul etmeye zorlayacağını ve zamanın kendisinden yana olduğunu hesaplıyor. Ancak bu strateji, bölgesel savaşın eşiğinde büyük riskler barındırıyor ve nükleer programındaki ilerleme ile birlikte hem Tahran'ın hem de uluslararası toplumun kaderini etkileyebilecek bir kumar niteliği taşıyor.
Stratejinin Arka Planı: Tahran'ın uzun vadeli hesapları
İran yönetimi, ABD'nin bölgeden çekilme isteğini ve Ortadoğu'daki angajmanının maliyetini göz önünde bulundurarak, zamanın kendi lehine işlediğini düşünüyor. Bu inanç, 1979 İslam Devrimi'nden bu yana süren 'sabır stratejisi' ile örtüşüyor. Tahran, ABD'nin Irak ve Afganistan'daki deneyimlerinin ardından, uzun süreli bir askeri çatışmanın Washington'ı yıpratacağına inanıyor. Nükleer müzakerelerin çökmesi ve yaptırımların yeniden uygulanmasına rağmen, İran uranyum zenginleştirme kapasitesini artırdı; bu da hem pazarlık kozu olarak hem de caydırıcılık unsuru olarak kullanılıyor.
Uzmanlara göre İran'ın Hürmüz Boğazı'na yönelik tehditleri, aslında tam bir abluka niyetinden çok, uluslararası enerji piyasalarını istikrarsızlaştırma ve ABD'yi müzakere masasına çekme amacı taşıyor. Boğaz, dünya petrol ticaretinin beşte birine ev sahipliği yapıyor; bu nedenle Tahran'ın buradaki askeri hareketliliği, küresel ekonomik dengeleri anında etkileme kapasitesine sahip.
Bölgesel ve Küresel Boyut: Riskler ve tırmanma senaryoları
İran'ın bu stratejisi, yalnızca ABD ile ilişkilerini değil, aynı zamanda Suudi Arabistan, İsrail ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi bölgesel rakiplerini de doğrudan ilgilendiriyor. İsrail, İran'ın nükleer programını 'varoluşsal bir tehdit' olarak görüyor ve zaman zaman bu programa yönelik askeri seçenekleri gündeme getiriyor. ABD'nin bölgedeki askeri varlığını azaltma eğilimi, müttefiklerini endişelendirirken, İran'ın bu boşluğu doldurma çabası olarak yorumlanıyor.
Son olarak ABD ile İran arasında yaşanan gerginlikler, diplomatik kanalların neredeyse tamamen kapalı olduğu bir ortamda sürüyor. Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı'nın (UAEA) son raporları, İran'ın yüksek seviyede uranyum zenginleştirmeye devam ettiğini doğruluyor. Bu durum, ABD'nin yanı sıra Avrupa ülkelerini de zor durumda bırakıyor; çünkü hem nükleer anlaşmanın yeniden canlandırılması için çaba gösteriyorlar hem de İran'ın artan nükleer faaliyetlerine karşı somut bir yaptırım kararı alamıyorlar.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, enerji ihtiyacının önemli bir kısmını komşularından karşılayan bir ülke olarak Hürmüz Boğazı'ndaki herhangi bir krizden doğrudan etkilenecektir. Boğaz'ın kapanması veya tırmanan bir gerilim, petrol fiyatlarını yükseltecek ve Türkiye'nin enerji maliyetlerini artıracaktır. Ayrıca Türkiye, NATO üyesi olarak ABD ile müttefiklik ilişkisi içinde olsa da, İran ile sınır komşusu olması ve enerji iş birlikleri, Ankara'nın dengeli bir politika izlemesini gerektiriyor. Türkiye, bölgesel istikrarı korumak adına hem ABD'ye hem İran'a mesajlar verirken, ekonomik çıkarlarını ön planda tutacak bir diplomasi yürütmek durumundadır.