DUBAİ (Reuters) - İran'ın, ABD'nin geniş çaplı askeri saldırılarını yeniden başlatması durumunda daha kapsamlı ve sert bir yanıt hazırlığı içinde olduğu, İranlı yetkililerin diplomatik girişimlerin başarılı olma olasılığını düşük gördüğü bildirildi. Reuters'a konuşan kaynaklar, Tahran'ın hem askeri hem diplomatik kanalları eşzamanlı yürüttüğünü, ancak İranlı yetkililerin özel olarak diplomasiden umutlu olmadığını belirtti.
Diplomasi ve askeri hazırlık paralel yürüyor
İran, Birleşik Arap Emirlikleri ve Umman üzerinden ABD ile dolaylı görüşmelerini sürdürürken, diğer yandan askeri yeteneklerini güçlendiriyor. Kaynaklara göre, İran Devrim Muhafızları ve düzenli ordu birlikleri, olası bir ABD saldırısına karşı misilleme senaryolarını güncelledi. Bu senaryolar arasında Basra Körfezi'ndeki ABD üslerine ve müttefiklerine yönelik füze saldırıları, Hürmüz Boğazı'nı kapatma ve bölgedeki vekil güçler üzerinden operasyonlar yer alıyor.
İranlı yetkililer, ABD'nin nükleer anlaşmadan çekilmesi sonrasında artan yaptırımlara rağmen, askeri kapasitesini koruduğunu ve geliştirdiğini savunuyor. Tahran, geçmişte olduğu gibi, doğrudan bir çatışmadan kaçınmakla birlikte, caydırıcılığı ön planda tutuyor.
Diplomatik cephede ise İran, Avrupa ülkeleri ve bölgesel aktörler aracılığıyla ABD ile bir müzakere zemini arıyor. Ancak kaynaklar, İran'ın bu girişimlerden somut bir sonuç beklemediğini, zira ABD yönetiminin İran'a yönelik azami baskı politikasını sürdürdüğünü belirtiyor.
Bölgesel ve küresel yansımalar
İran'ın olası bir misillemesi, Orta Doğu'da zaten kırılgan olan güvenlik dengelerini daha da bozabilir. Basra Körfezi'nde yaşanacak bir çatışma, küresel petrol arzını ve fiyatlarını doğrudan etkiler. Hürmüz Boğazı'ndan günlük yaklaşık 20 milyon varil petrol geçiyor; bu da dünya petrol ticaretinin yaklaşık beşte birine denk geliyor. Dolayısıyla İran'ın bu boğazı kapatma tehdidi, enerji piyasalarında şok etkisi yaratabilir.
ABD'nin İran'a yönelik olası bir saldırısı, bölgedeki müttefikleri Suudi Arabistan, İsrail ve BAE'yi de doğrudan etkiler. İsrail, İran'ın nükleer programını kendi güvenliğine tehdit olarak görüyor ve ABD'nin askeri seçeneğini destekliyor. Suudi Arabistan ve BAE ise hem İran ile gerilimi hem de ABD ile ittifakı dengede tutmaya çalışıyor.
Rusya ve Çin, İran ile ekonomik ve askeri işbirliğini sürdürüyor. Rusya, İran'a S-300 hava savunma sistemleri satmış, Çin ise İran'ın en büyük petrol alıcısı konumunda. Bu ülkelerin tutumu, ABD'nin İran'a yönelik olası bir askeri müdahalesini sınırlayabilir veya BM Güvenlik Konseyi'nde engelleyici bir rol oynayabilir.
İran'ın nükleer programı da denklemin merkezinde. İran, uranyum zenginleştirme faaliyetlerini %60 saflığa kadar çıkarmış durumda; bu da silah seviyesine yakın bir eşik olarak değerlendiriliyor. Batılı ülkeler, İran'ın nükleer silah edinmesini engellemek için diplomasi ve yaptırımları kullanırken, İsrail askeri seçeneği masada tutuyor.
İran'ın misilleme hazırlıkları, sadece askeri değil, aynı zamanda siber saldırıları ve istihbarat operasyonlarını da kapsıyor. Son yıllarda İran, ABD ve müttefiklerine yönelik siber saldırılar düzenlemekle suçlandı. Ayrıca, Irak, Suriye, Lübnan ve Yemen'deki vekil güçleri aracılığıyla dolaylı bir savaş yürütme kapasitesine sahip.
Tüm bu gelişmeler, Orta Doğu'da yeni bir askeri çatışma riskinin arttığını gösteriyor. Diplomatik çözüm arayışları sürse de, tarafların pozisyonları arasındaki uçurum kapanmış değil. İran, ABD'nin önce yaptırımları kaldırmasını ve nükleer anlaşmaya dönmesini talep ederken, ABD İran'ın füze programını ve bölgesel faaliyetlerini sınırlamasını istiyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İran ile ABD arasındaki gerilimin tırmanması, Türkiye'yi doğrudan etkiliyor. Türkiye, İran ile uzun bir kara sınırına sahip ve enerji ihtiyacının önemli bir kısmını İran'dan karşılıyor. Olası bir çatışma, Türkiye'nin enerji arz güvenliğini riske atar ve sınır bölgelerinde istikrarsızlık yaratır. Ayrıca, İran'a uygulanan yaptırımlar, Türkiye'nin İran ile ticaretini olumsuz etkiler. Türkiye, bölgede diplomatik çözümden yana tavır alarak, hem İran hem de ABD ile ilişkilerini dengelemeye çalışıyor. Ancak, artan gerilim, Türkiye'nin arabuluculuk rolünü zorlaştırabilir ve bölgesel güvenlik mimarisinde belirsizlik yaratabilir.