İran, ABD ile yürütülen dolaylı müzakerelerde önemli bir koz olarak gördüğü dondurulmuş varlıklarının serbest bırakılmasını gündeme taşıdı. İran Dini Lideri Ayetullah Ali Hamaney'in danışmanı Muhsin Rızaî, yaptığı açıklamada, ABD'nin elinde bulunan İran'a ait yaklaşık 24 milyar dolarlık fonun iadesinin, iki ülke arasındaki güven ilişkisinin temel bir göstergesi olacağını belirtti. Rızaî, "Başkan Trump İran'la bir anlaşmaya varmak istiyorsa, bu 24 milyar dolar, İran'ın Trump'a duyduğu güvenin bir sınavıdır" ifadelerini kullandı. Bu açıklama, ABD ve İran arasında son dönemde yeniden canlanan dolaylı görüşmelerin hassas bir aşamaya geldiğine işaret ediyor.
Gelişmenin arka planı
İran'ın yurt dışında dondurulmuş yaklaşık 100 milyar dolarlık varlığı bulunuyor. Bunların büyük kısmı, ABD'nin İran'a yönelik yaptırımları ve uluslararası bankacılık sistemindeki kısıtlamalar nedeniyle erişilemez durumda. Özellikle Güney Kore ve Irak'ta bulunan mevduatlar, İran'ın en likit dondurulmuş varlıkları arasında yer alıyor. 2023 yılında ABD ile varılan bir anlaşma kapsamında, Güney Kore'deki 6 milyar dolarlık İran varlığının Katar üzerinden insani amaçlarla kullanılmasına izin verilmişti. Ancak Rızaî'nin bahsettiği 24 milyar dolar, bu miktarın çok üzerinde bir tutarı ifade ediyor ve muhtemelen Irak, Çin ve diğer ülkelerdeki bloke edilmiş varlıkları kapsıyor.
İran yönetimi, uzun süredir dondurulmuş varlıklarının serbest bırakılmasını, ABD ile müzakere masasına oturmanın ön koşulu olarak görüyor. Bu talebin arkasında, ülkenin ağır ekonomik koşulları yatıyor. Yaptırımlar nedeniyle petrol ihracatı sınırlanan, enflasyon ve işsizlikle boğuşan İran ekonomisi, dondurulmuş fonlara erişim sağlayarak enflasyonu dizginlemeyi ve ithalatı artırmayı hedefliyor.
Bölgesel ve küresel boyut
İran'ın bu talebi, ABD ile nükleer müzakerelerin yeniden başlaması ihtimalini de doğrudan etkiliyor. 2015'te imzalanan ve 2018'de Trump'ın çekilmesiyle rafa kalkan Kapsamlı Ortak Eylem Planı'nın (KOEP) yerine yeni bir anlaşma arayışları sürüyor. İran, Batı'nın nükleer programına ilişkin endişelerini gidermek için eski müzakere pozisyonunu koruyor: Önce yaptırımların kalkması, ardından nükleer taahhütlerin yerine getirilmesi.
Bu süreçte diğer bölgesel aktörlerin de pozisyonları önem kazanıyor. Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi Körfez ülkeleri, ABD-İran yakınlaşmasını temkinle karşılıyor. İsrail ise İran'ın nükleer silah üretme kapasitesine ulaşmasına izin vermeyeceğini sık sık dile getiriyor. Rızaî'nin açıklaması, bu karmaşık jeopolitik zeminde İran'ın elini güçlendirme çabası olarak yorumlanıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İran'ın dondurulmuş varlıkları ve ABD ile müzakereleri, Türkiye'yi doğrudan ilgilendiriyor. Türkiye, İran'dan doğal gaz ithal eden ve iki ülke arasında ticaret hacmini artırmak isteyen bir komşu. İran'ın ekonomik olarak rahatlaması, Türkiye-İran ticaretini olumlu etkileyebilir. Ayrıca, ABD ile İran arasında bir anlaşma sağlanması, bölgede gerilimi azaltarak Türkiye'nin güvenlik kaygılarını hafifletebilir. Ancak anlaşma sağlanamazsa, yaptırımların sürmesi Türkiye'yi enerji tedariki ve finansal işlemlerde zorlayabilir. Türkiye, hem ABD ile stratejik ortaklığını hem de İran'la komşuluk ilişkilerini dengelemek zorunda.