İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf, pazar günü yaptığı açıklamada, ABD'nin İran'a yönelik deniz ablukası ve Washington'ın İsrail'e verdiği desteğin, bölgedeki Amerikan ve İsrail üsleri ile çıkarlarını 'meşru hedef' haline getirdiğini söyledi. Anadolu Ajansı'nın aktardığına göre Kalibaf, ABD sosyal medya şirketi X üzerinden yaptığı paylaşımda, Tahran yönetiminin söz konusu hedeflere yönelik her türlü müdahale hakkını saklı tuttuğunu vurguladı. Açıklama, İran'ın nükleer programı ve bölgesel politikaları nedeniyle ABD ile tansiyonun yüksek olduğu bir dönemde geldi.
Gelişmenin arka planı: İran ve ABD arasında artan gerilim
Kalibaf'ın sözleri, ABD'nin son haftalarda Basra Körfezi ve Hürmüz Boğazı'nda İran'a yönelik deniz devriyelerini artırmasının ardından kaydedildi. Washington, bu hamleyi ticari gemilerin serbest geçişini sağlamak ve İran'ın deniz taşımacılığına yönelik saldırılarını engellemek olarak açıklasa da Tahran, bunu bir abluka olarak yorumluyor. Ayrıca ABD yönetiminin İsrail'e askeri yardım paketleri onaylaması ve Gazze savaşında İsrail'e verdiği koşulsuz destek, İran tarafından bir 'savaş ilanı' olarak nitelendiriliyor.
İranlı yetkililer son aylarda düzenli olarak ABD ve İsrail hedeflerine yönelik olası saldırı sinyalleri veriyor. Devrim Muhafızları komutanları, 'direniş ekseni' adı verilen vekil güçler aracılığıyla bölgedeki ABD çıkarlarını hedef alabileceklerini ima ediyor. İran'ın insansız hava aracı (İHA) füze programları ve Husi isyancılara sağladığı askeri destek, bu kapasitenin göstergesi olarak değerlendiriliyor.
Bölgesel ve küresel boyut: Gerilimin yayılma riski
Kalibaf'ın açıklaması, İran'ın nükleer müzakerelerin askıya alındığı bir dönemde daha agresif bir söylem benimsediğini ortaya koyuyor. BM, ABD ve Avrupa Birliği, Tahran'ın uranyum zenginleştirme faaliyetlerini artırmasına tepki olarak yeni yaptırım taslakları hazırlıyor. İran ise bu baskıları, uluslararası toplumu kendine karşı kışkırtma girişimi olarak nitelendiriyor.
Uzmanlar, Kalibaf'ın sözlerinin simgesel bir uyarıdan öteye geçmesinin zor olduğunu, ancak yanlış hesaplamaların bölgesel bir çatışmaya yol açabileceğini belirtiyor. İsrail, İran'ın Suriye'deki askeri varlığına düzenli olarak hava saldırıları düzenlerken, Yemen'deki Husiler Kızıldeniz'de İsrail ve ABD bağlantılı gemilere saldırıyor. Basra Körfezi'nde 2019'dan bu yana devam eden tanker saldırıları da gerilimin tırmanma potansiyelini gösteriyor.
Biden yönetimi, bölgede askeri varlığını artırarak caydırıcılığı korumaya çalışıyor. Ancak iç siyaset ve Ukrayna savaşı nedeniyle kaynakların bölünmüş olması, Washington'un İran'a karşı kapsamlı bir askeri seçeneği zorlaştırıyor. Bu bağlamda Kalibaf'ın mesajı, ABD'nin bölgedeki angajmanına karşı psikolojik bir savaş unsuru olarak okunabilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İran ile ABD arasındaki bu gerilim, Türkiye'nin güvenliğini ve enerji tedarikini doğrudan etkiliyor. Basra Körfezi ve Hürmüz Boğazı'nda tansiyonun yükselmesi, petrol fiyatlarını artırarak Türkiye'nin cari açığını büyütebilir. Ayrıca Ankara, kuzey Irak ve Suriye'deki İran destekli milislerle istikrarsızlık yaşarken, ABD-İran çatışması bölgedeki güç dengelerini altüst edebilir. Türkiye, hem NATO müttefiki ABD hem de sınır komşusu İran ile ilişkilerini dengelemek zorunda. Bu kriz, Ankara'nın diplomatik manevra alanını daraltırken, enerji ve ticaret koridorlarının güvenliği konusunda acil önlemler almasını gerektiriyor.