ABD Başkanı Donald Trump ve Başkan Yardımcısı J.D. Vance, Tahran ile yürütülen nükleer müzakerelerde ciddi engellerle karşı karşıya. Pazar günü yapılan ilk tur görüşmelerin ardından Vance, “çok iyi bir temel” atıldığını söylese de, Lübnan’daki Hizbullah varlığı, İsrail’in bölgedeki askeri hareketliliği ve Trump yönetiminin öngörülemez dış politika tutumu anlaşmanın geleceğini belirsiz kılıyor. Görüşmelerin ikinci turu önümüzdeki hafta Cenevre’de yapılacak.
Müzakerelerin arka planı ve ilk turun detayları
Pazar günü Umman’ın başkenti Maskat’ta gerçekleşen ilk tur görüşmelere ABD adına Özel Temsilci Steve Witkoff, İran adına ise Dışişleri Bakanı Abbas Arakçı başkanlık etti. Görüşmelerin öncesinde, Trump’ın Tahran’a yönelik “maksimum baskı” politikasını yeniden devreye sokması iki ülke arasındaki gerginliği tırmandırmıştı. İran, uranyum zenginleştirme kapasitesini yüzde 60’a çıkararak uluslararası toplumun endişelerini artırdı. Vance, pazartesi günü yaptığı açıklamada “İran’ın müzakere masasına gelmesi olumlu, ancak uzun bir yol var” dedi. Görüşmelerde ele alınan başlıca konular arasında uranyum zenginleştirme seviyesinin düşürülmesi, yaptırımların hafifletilmesi ve bölgesel güvenlik garantileri yer alıyor. İran heyeti, taleplerinin karşılanmaması halinde müzakerelerden çekilebilecekleri sinyalini verdi.
Beyaz Saray’dan sızan bilgilere göre Trump yönetimi, İran’ın nükleer programını tamamen durdurması ve balistik füze programını sınırlandırması halinde ekonomik yaptırımları kademeli olarak kaldırmaya hazır. Buna karşılık İran, kendi güvenlik çıkarlarını garanti altına alacak, özellikle de Hizbullah ve Hamas gibi müttefiklerine yönelik tehditleri sona erdirecek bir anlaşma istiyor. Bu durum, İsrail’in itirazlarına yol açıyor. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, daha önce yaptığı açıklamada “İran’ın nükleer silah sahibi olmasına asla izin vermeyeceklerini” söylemişti.
Bölgesel ve küresel boyut: Lübnan, İsrail ve Trump etkisi
Lübnan’daki Hizbullah’ın İran’la olan bağları, olası bir barış anlaşmasını karmaşık hale getiriyor. 2006’daki savaştan bu yana askeri kapasitesini önemli ölçüde artıran Hizbullah, İran’ın bölgedeki en büyük vekil gücü. Anlaşma halinde Hizbullah’ın silahsızlandırılması gündeme gelebilir, ancak bu Lübnan iç savaşını tetikleme riski taşıyor. İsrail ise, İran’ın nükleer tesislerine yönelik olası bir askeri operasyon seçeneğini masada tutuyor. Geçen hafta İsrail savaş uçaklarının Suriye’deki İran hedeflerini vurması, müzakerelerin hassas doğasını gözler önüne serdi.
Trump’ın tutumu ise ayrı bir belirsizlik kaynağı. Başkan, ilk döneminde 2018’de İran nükleer anlaşmasından çekilmişti. Şimdi ise hem anlaşma yapma hem de İran’a yeni yaptırımlar uygulama arasında gidip geliyor. Washington’daki analistler, Trump’ın 2024 seçimleri öncesinde bir dış politika zaferi istediğini, ancak Kongre’deki şahin kanadın yeni bir anlaşmaya şiddetle karşı çıktığını belirtiyor. Öte yandan Çin ve Rusya, İran’la ticari ve askeri işbirliklerini sürdürerek olası bir anlaşmanın küresel dengeleri değiştirebileceği konusunda uyarıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İran-ABD arasında varılacak olası bir barış, Türkiye için doğrudan güvenlik ve enerji boyutlarıyla önem taşıyor. Anlaşma halinde İran’a yönelik yaptırımların hafiflemesi, Türkiye’nin İran’dan doğalgaz ve petrol ithalatını kolaylaştırabilir, enerji maliyetlerini düşürebilir. Ayrıca bölgesel istikrar, Türkiye’nin Suriye ve Irak’taki güvenlik çıkarlarına olumlu yansıyabilir; İran destekli grupların faaliyetleri azalabilir. Ancak anlaşmanın başarısız olması halinde, bölgede yeni bir silahlanma yarışı ve çatışma riski doğabilir, bu da Türkiye’nin sınır güvenliğini tehdit eder. Ankara, bu süreçte arabulucu rolü oynadığı Umman ve Katar’la koordinasyon içinde, dengeli bir duruş sergiliyor.