Ortadoğu'da tansiyon yeniden yükseliyor. İran ile ABD arasında varılan ateşkesin ardından geçen iki aylık süreçte bölge, en ağır hava ve füze saldırılarına sahne oluyor. Ateşkes görüşmelerinin devam ettiği bir dönemde gerçekleşen bu saldırılar, taraflar arasındaki güven bunalımını derinleştiriyor. İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü, ülkesinin müzakere heyetinin hâlen Katar, Pakistan ve Umman arabulucularıyla temas halinde olduğunu duyurdu. Sözcü, diplomatik kanalların açık tutulduğunu ancak gelişmelerin son derece endişe verici olduğunu vurguladı.
Gelişmenin arka planı: Ateşkesin kırılganlığı
İran ile ABD arasında ocak ayında varılan ateşkes, bölgede bir nebze olsun nefes aldırmış, ancak tarafların birbirine duyduğu güvensizlik hiçbir zaman tam olarak ortadan kalkmamıştı. Ateşkesin ardından dolaylı müzakereler için Katar, Pakistan ve Umman'ın arabuluculuğunda bir mekanizma oluşturulmuştu. Ancak son günlerde yaşanan saldırılar, bu mekanizmanın ne kadar kırılgan olduğunu gösteriyor. Saldırıların hedefinde İran destekli milislerin yanı sıra ABD öncülüğündeki koalisyon güçlerine ait noktalar da var. Özellikle Suriye ve Irak sınırında yoğunlaşan çatışmalar, bölgesel bir savaşın fitilini ateşleme potansiyeli taşıyor. İran yönetimi, saldırıları kınarken, müzakere masasından kalkmayacaklarını ancak meşru müdafaa hakkını saklı tuttuklarını belirtiyor.
Bölgesel boyut: Yemen'den Lübnan'a yayılan kriz
Saldırıların etkisi yalnızca İran ve ABD arasındaki gerilimle sınırlı kalmıyor. Yemen'de Husiler, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri'ne yönelik insansız hava aracı ve füze saldırılarını yoğunlaştırdı. Lübnan'da Hizbullah, İsrail sınırında gerginliği artıran açıklamalar yapıyor. Suriye'de ise İran destekli milislerle İsrail arasında haftalardır süren karşılıklı saldırılar tırmanıyor. Birçok analist, bu durumu ABD'nin bölgeden asker çekme kararıyla ilişkilendiriyor. Uzmanlara göre, Washington'un Ortadoğu'daki askeri varlığını azaltması, bölgedeki güç boşluğunu doldurmak isteyen aktörler arasında bir rekabeti körüklüyor. Bu rekabetin en somut yansıması ise diplomatik çabaların gölgesinde artan askeri hareketlilik olarak görülüyor. Katar, Pakistan ve Umman gibi arabulucu ülkelerin çabaları, tarafları diyalogda tutmaya yetmezken, uluslararası toplum daha kapsayıcı bir müdahale çağrısında bulunuyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme Türkiye'nin güney sınırlarına doğrudan komşu bir coğrafyada yaşanıyor. Ankara, İran ve ABD arasındaki gerilimin kontrolden çıkması halinde Suriye ve Irak'taki istikrarın daha da bozulacağından endişe ediyor. Türkiye, bir yandan İran'la enerji ve ticaret bağlarını sürdürürken diğer yandan NATO müttefiki ABD ile ittifak ilişkisini koruma çabasında. Bu kriz, Türkiye'nin bölgesel arabuluculuk rolünü güçlendirme fırsatı sunsa da, sınır ötesi terör tehdidi ve mülteci akını riskini de beraberinde getiriyor. Ankara'nın bu dengeyi nasıl yöneteceği, önümüzdeki dönemde Türk dış politikasının en kritik sınavlarından biri olacak.