İran, ABD'de kritik ara seçimler öncesinde Tahran'ın Washington üzerindeki baskıyı artırdığı, ancak tam ölçekli bir savaşa dönme konusunda isteksiz olduğu belirtiliyor. İran'ın nükleer programındaki ilerleme, bölgesel vekil güçleri aracılığıyla artan saldırılar ve Körfez'deki petrol sevkiyatına yönelik tehditler, Tahran'ın "kademeli tırmanma" stratejisinin bir parçası olarak görülüyor. Bu strateji, ABD'nin dikkatini dağıtmayı ve yaptırımlar konusunda taviz koparmayı amaçlıyor.
Gelişmenin Arka Planı
İran'ın son aylardaki hamleleri, ABD Başkanı Joe Biden yönetiminin İran'la nükleer anlaşmayı canlandırma çabalarının sonuçsuz kalmasının ardından geldi. Tahran, uranyum zenginleştirme faaliyetlerini %60 saflık seviyesine kadar çıkardı ve bu, silah üretimi için gereken %90'a yakın bir eşik olarak değerlendiriliyor. Ayrıca İran, Orta Doğu'daki vekil grupları aracılığıyla ABD üslerine ve İsrail'e yönelik saldırıları artırdı. Bu saldırılar, İran'ın doğrudan bir çatışmadan kaçınırken baskı unsuru oluşturma çabası olarak yorumlanıyor.
ABD ara seçimleri, 8 Kasım 2022'de yapılacak ve Biden yönetimi için kritik bir sınav niteliğinde. İran, bu dönemde ABD'nin iç siyasetle meşgul olmasını fırsat bilerek, bölgesel etkisini genişletmeyi hedefliyor. Tahran'ın, seçim öncesi dönemde petrol fiyatlarını yükselterek ABD ekonomisine zarar verme ve Biden'a baskı yapma stratejisi izlediği öne sürülüyor. Ancak İran, geniş çaplı bir savaşın kendi ekonomisine ve rejim istikrarına vereceği zararın farkında olduğu için temkinli davranıyor.
İran'ın nükleer müzakerelerdeki tutumu da bu çerçevede değerlendiriliyor. Tahran, yaptırımların kaldırılmasını ve ABD'nin anlaşmadan çekilmesinin telafi edilmesini talep ediyor. Ancak ABD, İran'ın nükleer programını sınırlandırması konusunda ısrarcı. Müzakerelerdeki tıkanıklık, İran'ın nükleer programını genişletmesine ve bölgesel faaliyetlerini artırmasına zemin hazırlıyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
İran'ın temkinli tırmanma stratejisi, Orta Doğu'da zaten kırılgan olan güvenlik dengelerini daha da karmaşık hale getiriyor. İsrail, İran'ın nükleer programını kırmızı çizgi olarak görüyor ve askeri müdahale seçeneğini masada tutuyor. Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi Körfez ülkeleri, İran'ın nükleer kapasitesinden endişe duyuyor ve ABD'nin güvenlik garantilerine güvenmek istiyor. Ancak ABD'nin bölgeden çekilme eğilimi, bu ülkeleri alternatif güvenlik arayışlarına itiyor.
Küresel petrol piyasaları da İran'ın hamlelerinden etkileniyor. İran'ın petrol ihracatını artırması ve nükleer anlaşmanın canlanma ihtimali, petrol fiyatlarında dalgalanmalara neden oluyor. Ayrıca İran'ın Rusya ile askeri işbirliğini derinleştirmesi, Ukrayna savaşı bağlamında Batı ile ilişkileri daha da geriyor. İran'ın Rusya'ya insansız hava aracı tedarik ettiği iddiaları, ABD ve Avrupa'nın yeni yaptırımlar uygulamasına yol açtı.
İran'ın Çin ile artan ekonomik ve askeri bağları da dikkat çekiyor. Çin, İran petrolünün en büyük alıcısı konumunda ve taraflar arasında 25 yıllık kapsamlı bir işbirliği anlaşması bulunuyor. Bu durum, ABD'nin İran'a yönelik yaptırımlarının etkinliğini azaltıyor. İran, Doğu'ya yönelerek Batı'nın baskısını dengelemeye çalışıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İran'ın temkinli tırmanma stratejisi, Türkiye için hem fırsatlar hem de riskler barındırıyor. Türkiye, İran ile karmaşık bir ilişki ağına sahip: ekonomik işbirliği, enerji bağımlılığı ve bölgesel rekabet bir arada. ABD-İran geriliminin tırmanması, Türkiye'nin arabuluculuk rolünü güçlendirebilir, ancak aynı zamanda Türkiye'yi İran'a yönelik yaptırımlar konusunda zor durumda bırakabilir. İran'ın nükleer programındaki ilerleme, Türkiye'nin güvenlik endişelerini artırıyor; zira nükleer silahlı bir İran, bölgesel dengeleri sarsabilir. Ayrıca, İran'ın Rusya ile yakınlaşması, Türkiye'nin Karadeniz ve Kafkasya'daki çıkarlarını etkileyebilir. Türkiye, İran ile diyalog kanallarını açık tutarak hem ekonomik çıkarlarını korumaya hem de bölgesel istikrara katkı sağlamaya çalışmalı.