Irak hükümeti, ulusal egemenliğini güçlendirme çabaları kapsamında, Ekim ayına kadar ülkede yabancı askeri varlığın ve devlet kontrolü dışındaki silahların bulunmaması gerektiğini duyurdu. Başbakan Muhammed Şiya es-Sudani'nin açıklaması, ülkedeki silahlı grupların ve uluslararası koalisyon güçlerinin geleceğine ilişkin önemli bir dönüm noktası olarak değerlendiriliyor. Bu karar, Irak'ın iç güvenlik dinamiklerini ve bölgesel dengeleri etkileyecek nitelikte.
Gelişmenin Arka Planı
Irak hükümeti, uzun süredir devam eden siyasi ve askeri belirsizliklerin ardından, ülkedeki tüm silahların devletin kontrolünde olması hedefini ilan etti. Başbakan Sudani, yaptığı açıklamada, Irak Silahlı Kuvvetleri dışındaki hiçbir grubun silah taşımaması ve yabancı güçlerin ülkeden çekilmesi gerektiğini belirtti. Bu kapsamda, uluslararası koalisyonun danışma ve eğitim misyonunu da içeren tüm askeri varlığın Ekim ayına kadar sona ermesi planlanıyor. Ancak, ülkede faaliyet gösteren Şii milis grupları ve etkili silahlı örgütlerin bu karara nasıl tepki vereceği merak konusu. Aynı zamanda, Irak'ın komşusu İran'ın bu gruplar üzerindeki nüfuzu, kararın uygulanabilirliğini tartışmalı hale getiriyor.
Irak hükümeti, 2014 yılında DEAŞ saldırıları sonrası uluslararası koalisyonun davet edilen askeri varlığına dayanmıştı. Koalisyon güçleri, özellikle hava desteği ve eğitim kapasitesiyle Irak güvenlik güçlerine destek sağladı. Ancak son yıllarda koalisyonun misyonu, danışmanlık ve istihbarat paylaşımıyla sınırlı hale gelmişti. Devlet kontrolü dışındaki silahlar ise, Haşdi Şabi adı verilen, çoğunluğu İran destekli milis gruplarının elinde bulunuyor. Bu gruplar, resmi olarak Irak Silahlı Kuvvetleri'nin bir parçası olsa da, fiilen bağımsız hareket edebiliyorlar. Hükümetin bu kararı, hem iç siyasette hem de dış aktörler nezdinde ciddi yankı uyandırdı.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Irak'ın bu hamlesi, bölgesel güç dengesi açısından kritik bir öneme sahip. İran, Irak'taki nüfuzunu korumak için bu milis gruplara mali ve askeri destek sağlıyor. Bu nedenle, Irak hükümetinin silahları devlet kontrolüne alma planı, Tahran'ın çıkarlarına doğrudan tehdit olarak algılanabilir. Öte yandan, ABD ve koalisyon güçlerinin varlığının sona ermesi, Washington'un bölgedeki stratejik pozisyonunu zayıflatabilir. Özellikle İran'a yönelik yaptırımlar ve güvenlik politikaları çerçevesinde Irak, kritik bir üs konumunda. Ayrıca, bu gelişme, bölgedeki diğer ülkelerde de benzer taleplerin artmasına yol açabilir. Suriye ve Yemen'deki mevcut çatışmalar, bu tür egemenlik söylemlerinin yaygınlaşmasına zemin hazırlıyor. Küresel ölçekte ise, bu durum uluslararası koalisyonların geleceğine ilişkin tartışmaları alevlendiriyor: ulusal hükümetlerle askeri işbirliğinin sürdürülebilirliği, ülke içi dinamiklere ne kadar bağlı?
Irak'ın bu kararı, aynı zamanda başta IŞİD ile mücadele olmak üzere güvenlik işbirliğinin yeniden yapılandırılmasını da gerektirecek. Koalisyon güçlerinin çekilmesi, Irak güvenlik güçlerinin kapasitesinin artırılması ve sahada ortaya çıkabilecek boşluğun doldurulması konularında belirsizlikler yaratıyor. Üstelik, Türkiye'nin sınır ötesi operasyonları ve PKK varlığı gibi konular, Irak'ın kuzeyinde ayrı bir güvenlik sorunu olarak duruyor. Bu nedenle, bu kararın sadece ulusal bir mesele olmadığı, bölgesel ve küresel güvenlik mimarisine yönelik önemli bir mesaj içerdiği söylenebilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, Türkiye'nin Irak'taki askeri varlığı ve sınır ötesi operasyonları açısından doğrudan etkiler içeriyor. Ankara, PKK/YPG unsurlarının Irak'ın kuzeyinde varlığını sürdürmesine karşılık, düzenli olarak hava operasyonları ve bazı durumlarda kara harekatları düzenliyor. Irak'ın tüm yabancı askeri varlığı bitirme hedefi, Türkiye'nin bu operasyonlarını hukuki olarak daha zor bir zemine taşıyabilir. Öte yandan, Irak'ın silah kontrolü sağlaması, PKK'nın Kandil gibi bölgelerdeki varlığını zayıflatabilir; ancak bu, büyük ölçüde merkezi hükümetin etki kapasitesine bağlı. Türkiye, Bağdat ile işbirliğini geliştirerek bu sürecin kendi güvenlik çıkarlarını koruyacak şekilde yönetilmesini hedefleyecektir. Ayrıca, Türkiye'nin Irak'ta artan ekonomik ve diplomatik varlığı, bu süreçte Ankara'ya önemli bir denge unsuru sağlıyor.