İngiltere'deki su şirketleri, altyapının giderek yıprandığı bir dönemde, düzenleyici kurum tarafından kendilerine tanınan yatırım izinlerinin dörtte birini kullanmadı. Bu durum, şirketlerin daha yüksek faturalar talep etmelerine rağmen, taahhüt ettikleri yatırımları gerçekleştirmediğini ortaya koyuyor. Sektör, son yıllarda artan borç yükü ve düşen hizmet kalitesiyle eleştirilerin odağında. Özellikle Thames Water gibi büyük şirketler, iflasın eşiğine gelirken, tüketiciler hem yüksek faturalarla hem de kesintili su hizmetiyle karşı karşıya. Ofwat, şirketlerin yatırım harcamalarını yakından takip ediyor, ancak yaptırım mekanizmalarının yetersizliği tartışma konusu.
Yatırım izinleri neden kullanılmadı?
İngiltere Su Hizmetleri Düzenleme Kurumu (Ofwat), 2020-2025 dönemi için su şirketlerine toplam 51 milyar sterlinlik yatırım izni vermişti. Ancak sektör, bu iznin yalnızca 38 milyar sterlinini kullanabildi. Aradaki 13 milyar sterlinlik fark, şirketlerin ya projeleri ertelemeyi tercih ettiğini ya da finansal zorluklar nedeniyle harcama yapamadığını gösteriyor. Özellikle borç yükü 15 milyar sterlini aşan Thames Water, yatırım planlarını askıya almak zorunda kaldı. Şirketler, enflasyon ve artan faiz oranlarını gerekçe gösterirken, tüketici grupları bu durumu 'faturaları şişirmek için bahane' olarak değerlendiriyor. Uzmanlar, altyapı yatırımlarının ertelenmesinin uzun vadede daha büyük maliyetlere yol açacağı uyarısında bulunuyor.
Bu tablo, su şirketlerinin özelleştirme sonrası kar marjlarını koruma çabasıyla da ilişkilendiriliyor. 1989'da özelleştirilen İngiliz su sektörü, o tarihten bu yana borçlarını 60 milyar sterlinin üzerine çıkardı. Yatırımcılar, yüksek temettü dağıtımına öncelik verirken, altyapı yenileme projeleri sürekli ertelendi. Örneğin, Thames Nehri'ne atık su deşarjı skandalları, şirketlerin çevre yatırımlarını ihmal ettiğini gözler önüne serdi. Hükümet, sektörü yeniden kamulaştırma seçeneğini masada tutarken, mevcut düzenlemelerin yetersiz kaldığı belirtiliyor.
Bölgesel ve küresel boyut
İngiltere'deki su krizi, gelişmiş ülkelerde özelleştirilmiş altyapı hizmetlerinin karşılaştığı benzer sorunları yansıtıyor. ABD'deki Flint su krizi veya Fransa'daki su hizmeti özelleştirmeleri, kâr odaklı yönetimin halk sağlığı ve altyapı kalitesi üzerindeki olumsuz etkilerini gösteren örnekler arasında. Küresel ölçekte, iklim değişikliğinin su kaynakları üzerindeki baskısı, yatırım ihtiyacını daha da acil hale getiriyor. Dünya Bankası verilerine göre, küresel su altyapısına yılda 1 trilyon dolar yatırım yapılması gerekirken, bu rakamın çok altında kalınıyor. İngiltere'deki bu tablo, düzenleyici kurumların şirketleri yatırım yapmaya zorlama konusunda daha etkili mekanizmalar geliştirmesi gerektiğini ortaya koyuyor. Aksi takdirde, artan nüfus ve iklim değişikliğiyle birlikte su krizleri daha sık yaşanabilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İngiltere'deki su şirketlerinin yatırım izinlerini kullanmaması, Türkiye'deki su ve altyapı yönetimi için önemli dersler içeriyor. Türkiye'de belediyeler ve kamu iktisadi kuruluşları, benzer şekilde yatırım bütçelerini kullanmamakla veya projeleri ertelemekle eleştiriliyor. Özellikle büyükşehirlerdeki su ve kanalizasyon altyapısının yenilenme ihtiyacı, iklim değişikliği kaynaklı kuraklık riskiyle birleşince kritik bir hal alıyor. İngiltere örneği, özelleştirme veya kamu yönetimi fark etmeksizin, şeffaf izleme ve hesap verebilirlik mekanizmalarının önemini vurguluyor. Ayrıca, su faturalarının artırılması için yatırım ihtiyacının bahane edilmesi, tüketici güvenini zedeliyor. Türkiye'nin, su kaynaklarının sürdürülebilir yönetimi için bağımsız düzenleyici kurumların denetimini güçlendirmesi ve yatırım taahhütlerinin takibini sıkılaştırması gerekiyor.