İngiltere'de sığınmacıların barınması için kullanılan otellerin kapatılması, binlerce kişiyi belirsizlikle baş başa bıraktı. Londra'da bir otelde iki odada altı ay kalan Huda ve 10 ile 12 yaşındaki iki çocuğu, birkaç günlük bildirimle taşınmaları gerektiğini öğrendi. 'Burada yavaş yavaş ölüyoruz' diyen Huda, yeni yerleştirildikleri konteynır evin yetersiz olduğunu belirterek, İçişleri Bakanlığı'nın barınma politikalarına karşı yasal itiraz başlattı. Hükümet, maliyetleri düşürmek ve sistemi düzene sokmak amacıyla 50'den fazla sığınmacı otelini kapattığını açıklarken, insan hakları örgütleri bu hamlenin keyfi ve insanlık dışı olduğunu savunuyor.
Otel kapatmalarının arka planı: Maliyet mi, caydırma mı?
İngiliz hükümeti, sığınmacıların otellerde barındırılmasının günlük maliyetinin 6 milyon sterlin olduğunu belirterek, bu uygulamanın sürdürülemez olduğunu vurguluyor. Ancak eleştirmenler, asıl amacın sığınmacıları caydırmak olduğunu iddia ediyor. Kapatılan otellerde kalanlar, genellikle eski askeri kışlalar, yurtlar ve konteynır kamplara aktarılıyor. Bu kampların hijyen, mahremiyet ve güvenlik açısından yetersiz olduğu yönünde çok sayıda şikayet var. Hukuki süreçlerde, barınma koşullarının 'yeterlilik' standardını karşılamadığı gerekçesiyle ihtiyati tedbir kararları alınmaya başlandı. Birleşik Krallık İçişleri Bakanlığı ise yeni yerleşimlerin 'makul' olduğunu ve sığınmacıların temel ihtiyaçlarının karşılandığını savunuyor.
Otellerin kapatılmasıyla birlikte, sığınmacılar arasında psikolojik sorunlar arttı. Aileler, çocuklarının eğitimden kopmasından ve sağlık hizmetlerine erişim zorluğundan şikayetçi. Huda'nın avukatı, müvekkilinin çocuklarının okuldan ayrılmasının travmatik etkiler yarattığını belirtiyor. Sivil toplum kuruluşları ise hükümetin acilen kalıcı bir barınma stratejisi oluşturması gerektiğini vurguluyor.
Bölgesel ve küresel boyut: Göç krizi ve ulusal politikalar
İngiltere'deki bu gelişme, Avrupa genelinde yükselen göçmen karşıtı söylemle paralel bir seyir izliyor. Fransa, Almanya ve İtalya gibi ülkeler de benzer şekilde sığınmacı barınma politikalarını sertleştiriyor. Özellikle Manş Denizi'ni geçerek İngiltere'ye ulaşmaya çalışan düzensiz göçmen sayısındaki artış, hükümeti daha katı önlemler almaya itiyor. Ancak insan hakları örgütleri, bu politikaların mültecilerin korunmasına ilişkin uluslararası yükümlülükleri ihlal ettiğini belirtiyor. Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (UNHCR), ülkelerin sığınmacılara 'yeterli barınma' sağlama yükümlülüğünü hatırlatıyor. Bu bağlamda, İngiltere mahkemelerinin vereceği kararlar, gelecekteki benzer politikalar için emsal teşkil edebilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, dünyadaki en büyük mülteci nüfusuna ev sahipliği yaparken, İngiltere ve AB ülkelerinin sığınmacı politikalarındaki sertleşme Ankara için önemli bir referans oluşturuyor. Türkiye’nin sığınmacılar konusunda yükünü hafifletmek için AB ile yaptığı iş birliği anlaşmaları son yıllarda sorgulanmaya başlandı. İngiltere’deki bu gelişmeler, sığınmacı politikalarının uluslararası yük paylaşımı çerçevesinde yeniden ele alınması gerektiğini gösteriyor. Ayrıca, Türkiye’nin kendi sığınmacı barınma politikalarında da benzer sorunlar yaşanmaması için dikkatli olması gerekiyor. Bu haber, Ankara’nın AB ile mülteci iş birliğini güçlendirme çabaları kapsamında önemli bir argüman sunuyor: ülkeler sadece maliyetleri değil, insan haklarını da öncelemeli.