İngiltere'de bir koca, eşini uyuşturarak kendisine tecavüz etmekle suçlandığı davada suçunu kabul etti. Olay, Fransa'da Gisèle Pelicot'nun eski eşi Dominique Pelicot'nun karısını uyuşturup onlarca erkeğe tecavüz ettirdiği davayı hatırlattı. İngiliz basınında 'Pelicot 2.0' olarak anılan dava, Avrupa'da cinsel şiddet ve rıza kavramı etrafındaki tartışmaları yeniden alevlendirdi.
Davanın arka planı ve benzerlikler
İngiltere'de görülen dava, Fransa'nın Mazan kentinde yaşanan ve dünya çapında yankı uyandıran Pelicot davasıyla çarpıcı benzerlikler taşıyor. Her iki olayda da kocalar, eşlerini kimyasal maddelerle uyuşturarak bilinçlerini kaybetmelerini sağlamış ve kadınların rızası dışında cinsel ilişkiye girmişti. Fransa'daki davada Dominique Pelicot, karısı Gisèle Pelicot'yu yıllar boyunca uyuşturup onlarca erkeğe tecavüz ettirmekten suçlu bulunmuş ve 20 yıl hapis cezasına çarptırılmıştı.
İngiltere'deki davanın ayrıntıları, mahkeme sürecinin devam etmesi nedeniyle sınırlı olsa da, sanığın suçunu kabul etmesi, mağdur açısından yargı sürecini kısaltacak. İngiliz hukuk sistemi, cinsel saldırı suçlarında suçun kabulü halinde genellikle daha hafif cezalar öngörse de, kamuoyu baskısı ve davanın niteliği nedeniyle ağır bir ceza bekleniyor.
Avusturya'da da benzer bir dava ortaya çıktı. İki ülkedeki olayların aynı dönemde gündeme gelmesi, Avrupa genelinde kadına yönelik şiddetin sistematik boyutunu gözler önüne seriyor. Uzmanlar, bu tür davaların, kadınların maruz kaldığı cinsel şiddetin sadece fiziksel değil, aynı zamanda psikolojik ve kimyasal boyutlarına da dikkat çektiğini belirtiyor.
Fransa'daki Pelicot davası, 2024 yılında dünya kamuoyunun gündemine oturmuş ve 'rıza' kavramının yasalar önündeki tanımını tartışmaya açmıştı. Gisèle Pelicot'nun duruşmalardaki cesur duruşu, cinsel şiddet mağdurları için bir sembol haline gelmişti. İngiltere ve Avusturya'daki davalar, bu mücadelenin Avrupa çapında devam ettiğini gösteriyor.
Bölgesel ve küresel boyut
Avrupa Birliği, kadına yönelik şiddetle mücadelede önemli adımlar atmış olsa da, üye ülkeler arasında yasal uygulamalarda ciddi farklılıklar bulunuyor. Fransa, rıza kavramını cinsel suçlarda daha net tanımlamak için yasal düzenlemeler üzerinde çalışırken, İngiltere'de benzer bir süreç tartışılıyor. İngiltere'de son yıllarda cinsel saldırı davalarında mahkumiyet oranlarının düşük olması, sistemde reform ihtiyacını ortaya koyuyor.
Uluslararası kamuoyu, bu tür davaların yalnızca bireysel suçlar olmadığını, aynı zamanda toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin bir yansıması olduğunu vurguluyor. Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre, dünya genelinde her üç kadından biri yaşamı boyunca fiziksel veya cinsel şiddete maruz kalıyor. Avrupa'da ise bu oran, ülkeye göre değişmekle birlikte, kayıt altına alınan vakaların buzdağının sadece görünen kısmı olduğu belirtiliyor.
Pelicot davasının ardından Fransa'da cinsel şiddet mağdurlarına yönelik destek hattı aramalarında rekor artış yaşanmıştı. İngiltere ve Avusturya'daki benzer davaların da benzer bir etki yaratması bekleniyor. Kadın hakları örgütleri, bu davaların, yasaların ve toplumsal farkındalığın güçlendirilmesi için bir fırsat olduğunu savunuyor.
Öte yandan, aynı basın taramasında yer alan bir başka habere göre, Rus oligarkların Amerikan siyasetiyle bağlantıları bir kez daha gündeme geldi. ProPublica'nın haberine göre, bir Rus oligark, Donald Trump Jr.'ın Bahamalar'da düzenlediği düğünün bir kısmını finanse etti. Bu iddia, Rusya'nın Amerikan iç siyasetine müdahale iddialarını yeniden alevlendirdi.
Ayrıca, ünlü rapçi Macklemore, "Özgür Filistin" sözleri nedeniyle Ed Sheeran'ın turnesinden çıkarıldı. Bu gelişme, Gazze savaşı sonrası sanat dünyasında yaşanan siyasi bölünmelerin son örneği olarak yorumlanıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye'de kadına yönelik şiddet, son yıllarda kamuoyunun en önemli gündem maddelerinden biri olmayı sürdürüyor. İstanbul Sözleşmesi'nden çekilme kararı sonrası tartışmalar yeniden alevlenmiş, kadın örgütleri yasal korumanın zayıfladığını savunmuştu. Avrupa'daki Pelicot benzeri davalar, Türkiye'deki yasal çerçevenin ve uygulamaların gözden geçirilmesi gerektiğini gösteriyor. Özellikle kimyasal yolla uyuşturma ve rıza dışı ilişki gibi konularda Türk Ceza Kanunu'nda yer alan düzenlemelerin etkin uygulanması, mağdur haklarının korunması açısından kritik önemde. Ayrıca, bu tür davaların medyada geniş yer bulması, toplumsal farkındalık yaratma potansiyeli taşıyor.