İngiltere'de mali sıkıntı içindeki şirket sayısı son yirmi yılın en yüksek seviyesine ulaştı. Yönetim danışmanlığı şirketi BTG'nin verilerine göre, ülkede 738 bin 144 firma finansal zorluklarla mücadele ediyor. Bu rakam, küresel finans krizinin yaşandığı 2008-2009 döneminden bu yana en yüksek seviye olarak kayıtlara geçti. İş dünyası temsilcileri, artan maliyetler ve ekonomik belirsizlik karşısında hükümetten daha fazla destek talep ediyor. Özellikle imalat, perakende ve inşaat sektörlerinde faaliyet gösteren küçük ve orta ölçekli işletmelerin bilançolarındaki bozulma dikkat çekiyor.
Mali sıkıntının arka planı
BTG'nin açıklamasına göre, mali sıkıntı içindeki şirket sayısındaki artış, İngiltere ekonomisinin son yıllarda karşı karşıya kaldığı çok yönlü baskıların bir yansıması. Kovid-19 salgınının ardından tedarik zinciri sorunları, enerji fiyatlarındaki dalgalanmalar ve küresel enflasyon dalgası işletmelerin nakit akışlarını olumsuz etkiledi. İngiltere Merkez Bankası'nın (BoE) faiz oranlarını agresif bir şekilde artırması, borçlanma maliyetlerini yükselterek özellikle borçlu firmaların üzerindeki yükü ağırlaştırdı.
Hükümetin ekonomik büyümeyi canlandırma çabaları henüz istenen sonucu vermedi. İş dünyası, yaklaşan bütçe görüşmeleri öncesinde Başbakan Rishi Sunak ve Maliye Bakanı Jeremy Hunt'a çağrıda bulunarak, vergi indirimleri, enerji desteği ve kredi garanti programları gibi önlemlerin artırılmasını istiyor. BTG yöneticileri, mali sıkıntıdaki şirketlerin sayısındaki artışın istihdam piyasası ve genel ekonomik istikrar için risk oluşturduğuna dikkat çekiyor.
Uzmanlara göre, mali sıkıntı yaşayan firmaların çoğu mikro ve küçük ölçekli işletmelerden oluşuyor. Bu şirketler, pandemi döneminde alınan devlet desteklerinin sona ermesiyle birlikte likidite sıkıntısı çekiyor. Ayrıca, Brexit sonrası ticaret düzenlemeleri ve işgücü eksikliği de bazı sektörlerde faaliyetleri zorlaştırıyor. BTG, iflas riski taşıyan şirketlerin sayısının önümüzdeki aylarda daha da artabileceği uyarısında bulunuyor.
Küresel ve bölgesel boyut
İngiltere'deki gelişme, küresel ekonominin genel gidişatıyla yakından ilişkili. ABD ve Avrupa Birliği'nde de benzer şekilde yüksek faiz ortamı ve yavaşlayan büyüme, şirket bilançolarını baskı altına alıyor. Ancak İngiltere, Brexit'in yarattığı ek belirsizlikler ve enerji fiyatlarındaki yüksek oynaklık nedeniyle diğer gelişmiş ekonomilere göre daha kırılgan bir görünüm sergiliyor. Uluslararası Para Fonu (IMF) ve OECD gibi kuruluşlar, İngiltere ekonomisinin bu yıl düşük bir büyüme kaydedeceği öngörüsünde bulunuyor.
İngiltere Merkez Bankası'nın faiz politikası, enflasyonu kontrol altına almayı hedeflerken ekonomik aktiviteyi soğutuyor. Banka, son toplantılarında faiz oranlarını sabit tutarak, enflasyonda kalıcı bir düşüş eğilimi görmek istediğini belirtti. Ancak iş dünyası, yüksek borçlanma maliyetlerinin yatırımları caydırdığını ve mali sıkıntıyı derinleştirdiğini savunuyor. Hükümetin bütçe politikası ise sıkı maliye ile büyümeyi teşvik arasında denge kurmaya çalışıyor.
Öte yandan, İngiltere'nin ticaret ortakları için de bu durum önemli. Türkiye, İngiltere ile güçlü ticari bağlara sahip; karşılıklı yatırımlar ve ticaret hacmi yıllık 20 milyar doları aşıyor. İngiltere'deki ekonomik yavaşlama, Türk ihracatçıları ve müteahhitlik firmaları için risk oluşturabilir. Ayrıca, küresel tedarik zincirlerinde yaşanabilecek aksamalar, diğer ülkeleri de dolaylı yoldan etkileyebilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İngiltere'de mali sıkıntıdaki şirket sayısının 20 yılın zirvesine çıkması, Türkiye'nin en büyük ticaret ortaklarından birindeki ekonomik kırılganlığı gözler önüne seriyor. İngiltere'deki yavaşlama, Türk ihracatçıları için talep daralması ve ödeme risklerini artırabilir. Özellikle tekstil, otomotiv ve beyaz eşya sektörlerinde İngiltere'ye yapılan satışlar etkilenebilir. Ayrıca, İngiliz firmalarının yatırım kararlarını ertelemesi, Türkiye'deki ortak girişimleri ve müteahhitlik projelerini olumsuz etkileyebilir. Ancak, iki ülke arasındaki serbest ticaret anlaşması ve güçlü ilişkiler, bu risklerin sınırlı kalmasına yardımcı olabilir. Türkiye, ihracat pazarlarını çeşitlendirerek ve iç talebi canlandırarak bu tür dış şoklara karşı dayanıklılığını artırabilir.