İngiltere'nin işgal altındaki Batı Şeria'daki yasa dışı İsrail yerleşimlerine yönelik uyguladığı yaptırımların, işgal altındaki Doğu Kudüs ve Suriye'nin Golan Tepeleri'ndeki yerleşimleri de kapsayacağı bildirildi. Cuma günü basına yansıyan habere göre, Londra yönetimi, Filistin topraklarındaki yerleşim faaliyetlerine karşı yürüttüğü yaptırım politikasını genişletme kararı aldı. Bu adım, İngiltere'nin uluslararası hukuka aykırı yerleşimlere karşı tutumunu sertleştirdiği yönünde yorumlanıyor. Daha önce Batı Şeria'daki yerleşimlerle sınırlı olan yaptırımların, şimdi Doğu Kudüs ve Golan Tepeleri'ni de içerecek şekilde genişletilmesi, İsrail'in 1967'den bu yana işgal altında tuttuğu bölgelerdeki yerleşim politikalarına karşı uluslararası baskının arttığı bir döneme denk geliyor. Anadolu Ajansı'nın aktardığı bilgilere göre, yaptırım listesine eklenecek yerleşimler ve ilgili kuruluşlar henüz netleşmedi; ancak kararın kısa süre içinde resmen açıklanması bekleniyor.
Yaptırımların arka planı ve hukuki çerçeve
İngiltere, uluslararası hukuka göre işgal altındaki topraklardaki yerleşimleri yasa dışı kabul ediyor. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin 2334 sayılı kararı da İsrail'in 1967'den bu yana işgal ettiği Filistin topraklarındaki yerleşim faaliyetlerini uluslararası hukukun ihlali olarak tanımlıyor. İngiltere'nin son adımı, bu çerçevede attığı somut bir yaptırım genişlemesi olarak öne çıkıyor. Daha önce İngiltere, Batı Şeria'daki yerleşimlerle bağlantılı bazı kişi ve kuruluşlara yönelik yaptırım kararları almıştı. Şimdi bu kapsamın Doğu Kudüs ve Golan Tepeleri'ne yayılması, İsrail'in yerleşim politikalarını finanse eden veya destekleyen aktörlere yönelik daha geniş bir baskı ağı kurulması anlamına geliyor. Yaptırımların içeriği henüz resmi olarak duyurulmadı; ancak İngiliz basınında yer alan haberlere göre, yerleşim inşaatlarında rol alan şirketler, yatırımcılar ve bazı bireyler hedef alınabilir. Bu tür yaptırımlar genellikle varlık dondurma, seyahat yasağı ve finansal işlem kısıtlamaları gibi önlemleri içerebiliyor.
İsrail, Doğu Kudüs'ü 1980'de tek taraflı olarak ilhak ettiğini açıklamış, Golan Tepeleri'ni ise 1981'de ilhak kararıyla kendi topraklarına kattığını duyurmuştu. Ancak uluslararası toplum, bu kararları tanımıyor ve bölgeleri işgal altında kabul ediyor. ABD'nin 2019'da Golan Tepeleri'ndeki İsrail egemenliğini tanıması, uluslararası alanda büyük tartışma yaratmıştı; İngiltere ise bu adımı desteklememişti. Dolayısıyla İngiltere'nin yaptırım kapsamını Golan'a genişletmesi, ABD'nin politikasından ayrışan bir çizgi olarak değerlendiriliyor. İngiltere'nin bu hamlesi, diğer Avrupa ülkeleri üzerinde de benzer adımlar atmaları yönünde baskı oluşturabilir. Fransa, Almanya ve bazı AB ülkeleri de yerleşim ürünlerinin etiketlenmesi gibi önlemler almıştı; ancak doğrudan yaptırım uygulama konusunda İngiltere'nin öncülük etmesi dikkat çekici.
Bölgesel ve küresel yansımalar
İngiltere'nin yaptırım kararı, Orta Doğu barış süreci açısından kritik bir dönemeçte geliyor. İsrail'in yeni hükümeti, yerleşim inşaatlarını hızlandırma yönünde adımlar atmış, bu da uluslararası tepkileri artırmıştı. Filistin yönetimi, İngiltere'nin kararını memnuniyetle karşılayacağını açıklamadı; ancak Filistinli yetkililer uzun süredir yerleşimlere karşı somut yaptırımlar çağrısı yapıyor. İsrail cephesinden ise henüz resmi bir açıklama gelmedi. İsrail'in genellikle bu tür yaptırımları "ayrımcı" ve "orantısız" olarak nitelendirdiği biliniyor. Öte yandan, İngiltere'nin kararı, İsrail ile ilişkileri normalleştirme sürecinde olan bazı Arap ülkeleri için de bir test niteliği taşıyor. Bu ülkelerin İngiltere'nin adımına nasıl tepki vereceği, bölgesel dengeler açısından önemli.
Küresel ölçekte ise İngiltere'nin yaptırım genişlemesi, Batı'nın İsrail politikasında bir çatlak oluştuğu yorumlarına yol açabilir. ABD yönetimi, yerleşimleri yasa dışı kabul etmekle birlikte, İsrail'e yönelik yaptırım konusunda isteksiz davranıyor. Avrupa Birliği ise yerleşim ürünlerine yönelik etiketleme kurallarını sürdürüyor ancak kapsamlı yaptırımlardan kaçınıyor. İngiltere'nin bu adımı, Brexit sonrası dönemde bağımsız bir dış politika izleme çabasının parçası olarak da görülebilir. Londra, uluslararası hukuka bağlılığını vurgulayarak hem Avrupa'da hem de ABD'de kendine farklı bir konum edinmeye çalışıyor. Yaptırımların etkisi, hedef alınan aktörlerin ekonomik büyüklüğüne ve İngiltere ile olan bağlantılarına bağlı olarak sınırlı kalabilir; ancak sembolik değeri yüksek. Bu tür adımlar, diğer ülkelerin de benzer önlemler alması için zemin hazırlayabilir ve İsrail üzerindeki diplomatik baskıyı artırabilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, İsrail'in işgal altındaki Filistin topraklarındaki yerleşim faaliyetlerini uzun süredir uluslararası hukukun ihlali olarak nitelendiriyor ve iki devletli çözümü savunuyor. İngiltere'nin yaptırımları Doğu Kudüs ve Golan Tepeleri'ni kapsayacak şekilde genişletmesi, Ankara'nın diplomatik pozisyonunu güçlendirebilir. Türkiye, özellikle Golan Tepeleri konusunda Suriye'nin toprak bütünlüğünü destekliyor ve İsrail'in ilhakını tanımıyor. İngiltere'nin adımı, Türkiye'nin uluslararası platformlarda dile getirdiği eleştirilere dolaylı bir destek anlamına geliyor. Ayrıca, Türkiye-İngiltere ilişkileri savunma ve ticaret alanında güçlü; bu tür bir yaptırım kararı iki ülke arasında yeni bir gerilim yaratmaz, aksine ortak hukuki tutum alanını genişletebilir. Bölgesel istikrar açısından ise yaptırımların İsrail'i geri adım atmaya zorlaması zor görünüyor; ancak Filistin davasına verilen desteğin sembolik değeri Türk kamuoyu nezdinde önem taşıyor.