İngiltere hükümeti, İsrail'in işgal altındaki Doğu Kudüs'te yer alan E1 bölgesinde planladığı yasa dışı yerleşim birimi inşaatı ihalesine katılan şirketleri, yaptırım riski konusunda uyardı. Bu adım, Londra'nın Filistin topraklarındaki yerleşim faaliyetlerine yönelik tutumunu sertleştirdiğini gösteriyor. İngiltere Dışişleri Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada, söz konusu ihaleye katılan firmaların uluslararası hukuku ihlal edebileceği ve İngiltere'nin yaptırım rejimi kapsamında yaptırımlarla karşılaşabileceği belirtildi. Uyarı, özellikle İngiliz şirketlerini ve uluslararası yüklenicileri hedef alıyor. E1 bölgesi, Batı Şeria'nın kuzeyi ile güneyi arasındaki bağlantıyı keserek Filistin devletinin toprak bütünlüğünü tehdit ettiği için uluslararası toplum tarafından uzun süredir eleştiriliyor.
Gelişmenin Arka Planı
İsrail'in 2020 yılında onayladığı E1 yerleşim planı, Doğu Kudüs ile Ma'ale Adumim yerleşimi arasında yaklaşık 12 kilometrekarelik bir alanda 3.400'den fazla konut birimi inşa edilmesini öngörüyor. Bu proje, Batı Şeria'yı ikiye bölecek ve başkenti Doğu Kudüs olan bir Filistin devletinin kurulmasını fiilen imkânsız hale getirecek. Uluslararası hukuka göre, işgal altındaki topraklarda yerleşim inşaatı Cenevre Sözleşmeleri'ne aykırı ve savaş suçu teşkil ediyor. İngiltere, geçmişte de yerleşim karşıtı tutumunu dile getirmiş ancak somut yaptırım tehdidiyle ilk kez bu kadar net bir şekilde ortaya koydu. İngiltere Dışişleri Bakanlığı sözcüsü, "Şirketleri, işgal altındaki Filistin topraklarındaki yasa dışı yerleşim faaliyetlerine karışmanın hukuki ve itibar riskleri konusunda uyarıyoruz. İngiltere, uluslararası hukuku desteklemeye devam edecek" ifadelerini kullandı. Uyarı, İngiltere'nin Küresel Yaptırım Rejimi (Global Anti-Corruption Sanctions) ve İnsan Hakları Yaptırım Rejimi çerçevesinde değerlendiriliyor.
İngiltere'nin bu adımı, İsrail'in en yakın müttefiklerinden biri olan ABD'nin de benzer şekilde yerleşim karşıtı açıklamalar yaptığı bir dönemde geldi. ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken, geçtiğimiz aylarda yaptığı açıklamada E1 projesinin "barış umutlarını baltaladığını" söylemişti. Ancak İngiltere'nin yaptırım tehdidi, Washington'un ötesine geçen bir adım olarak yorumlanıyor. Avrupa Birliği de benzer şekilde yerleşim ürünlerinin etiketlenmesi konusunda adımlar atmıştı. İngiltere'nin Brexit sonrası dönemde kendi yaptırım rejimini kullanarak uluslararası hukuku savunma konusundaki kararlılığını göstermesi dikkat çekiyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
E1 yerleşim projesi, Filistin-İsrail çatışmasının en hassas konularından biri. Proje, 2000'li yıllardan bu yana uluslararası toplumun gündeminde. İsrail hükümeti, E1'i "Ma'ale Adumim'ın doğal büyümesi" olarak sunsa da, uluslararası hukukçular bunun Filistin devletinin coğrafi bütünlüğünü ortadan kaldıracağı görüşünde. İngiltere'nin uyarısı, özellikle inşaat ve altyapı sektöründe faaliyet gösteren uluslararası şirketler için caydırıcı olabilir. Daha önce Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Konseyi tarafından yayımlanan ve yerleşim faaliyetlerine karışan 112 şirketin listelendiği raporda, birçok uluslararası firma yer almıştı. İngiltere'nin bu tutumu, diğer Avrupa ülkelerini de benzer adımlar atmaya teşvik edebilir. Öte yandan, İsrail hükümeti henüz resmi bir yanıt vermedi ancak geçmişte benzer uyarıları "orantısız" olarak nitelendirmişti. Uzmanlar, İngiltere'nin bu hamlesinin sembolik değerinin yüksek olduğunu, ancak yaptırımların uygulanması için daha somut mekanizmalara ihtiyaç duyulduğunu belirtiyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Filistin davasına verdiği destekle bilinen bir ülke olarak, İngiltere'nin E1 yerleşimlerine karşı yaptırım uyarısını olumlu karşılayabilir. Ankara, uluslararası hukukun ve iki devletli çözümün altını çizerek, benzer adımların diğer ülkeler tarafından da atılması çağrısında bulunabilir. Ancak Türkiye'nin kendi yaptırım rejimi bulunmadığı için doğrudan bir etkisi sınırlı. Yine de bu gelişme, Türkiye'nin BM ve İslam İşbirliği Teşkilatı gibi platformlarda Filistin konusundaki diplomatik girişimlerine güç katabilir. Bölgesel istikrar açısından, yerleşim faaliyetlerinin durdurulması Türkiye'nin Orta Doğu barış sürecine yönelik çabalarını destekler nitelikte.