İngiltere Ulusal Güvenlik Danışmanı Jonathan Powell, geçtiğimiz hafta İsrail'e bir ziyaret gerçekleştirerek Kudüs'teki İngiliz konsolosluğunun kapatılmasına ilişkin görüşmelerde bulundu. Üç yetkilinin aktardığına göre Powell, İsrail hükümetiyle konsolosluğun kapanma sürecini ertelemek veya koşullarını hafifletmek amacıyla temaslarda bulundu. Ancak görüşmelerden somut bir sonuç çıkmadı.
Konsolosluk Kapatma Kararının Arka Planı
İngiltere'nin Kudüs Başkonsolosluğu, uzun yıllardır Doğu Kudüs'teki Filistinlilere hizmet veren ve İngiltere'nin bölgedeki diplomatik varlığının sembolü olan bir kurum. İsrail'in 2018'de Kudüs'ü başkent ilan etmesinin ardından diplomatik misyonların statüsü tartışmalı hale gelmişti. İngiltere, uluslararası hukuka uygun olarak Kudüs'ü İsrail'in başkenti olarak tanımıyor ve konsolosluğun Doğu Kudüs'teki Filistin nüfusa hizmet vermeye devam etmesi gerektiğini savunuyor. Ancak İsrail yönetimi, konsolosluğun faaliyetlerini sınırlandırma yönünde adımlar attı. Son dönemde İsrail'in konsolosluğu kapatma yönünde fiili bir karar aldığı ve İngiliz tarafına bildirdiği öğrenildi. Powell'ın ziyareti, bu kararın geri döndürülmesi için son bir diplomatik çaba olarak yorumlanıyor.
İngiltere Dışişleri Bakanlığı, konuya ilişkin resmi bir açıklama yapmaktan kaçınırken, İsrail makamları da görüşmelerin içeriğine dair bilgi paylaşmadı. Diplomatik kaynaklar, Powell'ın İsrail Başbakanı ve üst düzey güvenlik yetkilileriyle bir araya geldiğini doğruladı. Görüşmelerde İngiltere tarafı, konsolosluğun kapatılmasının bölgedeki insani yardım faaliyetlerini ve Filistinlilere yönelik vize hizmetlerini olumsuz etkileyeceğini vurguladı. İsrail tarafı ise güvenlik gerekçelerini öne sürerek kararın geri alınmayacağını iletti.
Bölgesel ve Küresel Yansımalar
Kudüs'teki konsolosluklar meselesi, sadece İngiltere ile İsrail arasında bir sorun olmanın ötesinde, uluslararası toplumun Kudüs'ün statüsüne yaklaşımını yansıtıyor. ABD'nin 2017'de Kudüs'ü tanıması sonrasında Avrupa ülkeleri benzer adımlar atmamış, ancak İsrail'in diplomatik misyonlara yönelik baskısı artmıştı. İngiltere'nin konsolosluk krizi, diğer Avrupa ülkelerinin de benzer baskılarla karşılaşabileceği sinyalini veriyor. Özellikle Fransa, İtalya ve İspanya'nın Kudüs'te başkonsoloslukları bulunuyor ve bu ülkeler de Filistinlilere hizmet sunuyor.
Uluslararası hukuk açısından bakıldığında, İsrail'in işgal altındaki Doğu Kudüs'te diplomatik misyonların faaliyetlerine müdahalesi, Cenevre Sözleşmeleri'ne aykırılık teşkil ediyor. Ancak İsrail, egemenlik iddiasını sürdürerek bu tür adımları meşru gördüğünü savunuyor. Birleşmiş Milletler ve Avrupa Birliği, Kudüs'ün nihai statüsünün müzakerelerle belirlenmesi gerektiğini yineliyor. İngiltere'nin konsolosluk kapanışı, bu ilkeye fiili bir darbe niteliğinde.
Diğer yandan, İngiltere'nin iç siyasetinde de konu tartışılıyor. Muhalefet partileri, hükümetin İsrail'e yeterince sert tepki vermediğini savunuyor. İşçi Partisi sözcüleri, konsolosluğun kapatılmasının kabul edilemez olduğunu ve İngiltere'nin Filistinlilere verdiği desteği sürdürmesi gerektiğini belirtti. Hükümet ise diplomatik kanalların açık tutulduğunu ve Powell'ın ziyaretinin bu çerçevede değerlendirilmesi gerektiğini savunuyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Kudüs'ün statüsü konusunda uluslararası hukuku ve Filistin halkının haklarını savunan bir tutum izliyor. İngiltere'nin konsolosluğunun kapatılması, Türkiye'nin bölgedeki diplomatik dengeler açısından yakından takip ettiği bir gelişme. Türkiye'nin Kudüs'teki başkonsolosluğu da benzer baskılarla karşılaşabilir; bu nedenle Ankara, Avrupa ülkeleriyle ortak hareket ederek İsrail'in diplomatik misyonlara yönelik müdahalelerine karşı bir duruş geliştirebilir. Ayrıca, İngiltere gibi önemli bir aktörün bölgeden çekilmesi, Türkiye'nin Filistinlilere yönelik insani yardım ve diplomatik destek faaliyetlerinde daha fazla sorumluluk almasına yol açabilir. Bu gelişme, Türkiye'nin Doğu Akdeniz ve Orta Doğu politikalarında yeni açılımlar gerektirebilir.