LONDRA — İngiltere Maliye Bakanı John Healey, göreve gelişinden yedi hafta sonra yapacağı ilk büyük konuşmada, Başbakan Andy Burnham'ın yetkilerin merkezi hükümetten yerel yönetimlere devredilmesi planının ülke genelinde büyümeyi nasıl canlandırabileceğini ortaya koyacak. Healey, 7 Eylül 2025 tarihinde yapacağı konuşmada, ekonomik canlanmanın ancak yerel karar alma mekanizmalarının güçlendirilmesiyle mümkün olacağını savunacak.
Yetki devri ve ekonomik büyüme stratejisi
İngiltere'de uzun süredir tartışılan yetki devri (devolution) politikası, son yıllarda ekonomik durgunluk ve bölgesel eşitsizliklerin artmasıyla yeniden gündeme geldi. Başbakan Andy Burnham, göreve gelmesinin ardından merkezi yönetimin aşırı güçlendiğini ve yerel yönetimlerin karar alma süreçlerinden dışlandığını vurgulayarak kapsamlı bir yerelleşme reformu başlatmıştı. Bu reform kapsamında, altyapı, ulaşım, konut ve mesleki eğitim gibi alanlarda bütçe ve karar yetkilerinin belediye başkanlarına ve bölgesel yönetimlere aktarılması öngörülüyor.
Maliye Bakanı Healey, konuşmasında bu reformun mali ayağını detaylandıracak. Healey, yerel yönetimlere daha fazla mali özerklik tanınmasının, yatırımların hızlanmasına ve iş imkanlarının artmasına katkı sağlayacağını belirtecek. Hazine'nin hazırladığı raporlara göre, yetki devri sayesinde önümüzdeki beş yıl içinde bölgesel büyüme oranlarında yüzde 0,5 ila 1 puanlık bir artış bekleniyor. Bu da ülke genelinde GSYH'ye yıllık yaklaşık 20 milyar sterlinlik bir katkı anlamına geliyor.
Ancak plana yönelik eleştiriler de var. Muhalefet partileri, yerel yönetimlerin yeterli teknik kapasiteye sahip olmadığını ve bazı bölgelerde yolsuzluk riskinin bulunduğunu savunuyor. Ayrıca, merkezi hükümetin vergi toplama yetkisini devretmesinin bütçe disiplinini zayıflatabileceği uyarısında bulunuluyor. Healey'nin konuşmasında bu endişelere yanıt vermesi ve denetim mekanizmalarının güçlendirileceğini açıklaması bekleniyor.
Bölgesel ve küresel boyut
İngiltere'nin yetki devri hamlesi, küresel ölçekte de yankı uyandırabilir. Son yıllarda birçok ülke, merkeziyetçi yönetim yapılarının ekonomik dinamizmi azalttığı ve yerel ihtiyaçlara cevap veremediği eleştirisiyle yerelleşme reformlarına yöneldi. Özellikle Avrupa Birliği içinde bölgesel kalkınma ajanslarının güçlendirilmesi ve subsidiarite ilkesinin uygulanması tartışmaları sürerken, İngiltere'nin Brexit sonrası dönemde kendi iç piyasasını canlandırmak için attığı bu adım dikkatle izleniyor.
Öte yandan, İngiltere'nin ekonomik büyüme arayışı, küresel ticaret savaşları ve jeopolitik gerilimlerin ortasında gerçekleşiyor. ABD ile yürütülen ticaret müzakereleri, Çin ile ilişkiler ve Avrupa Birliği ile Brexit sonrası düzenlemeler, Londra'nın manevra alanını sınırlıyor. Bu ortamda iç piyasada sağlanacak bir canlanma, İngiltere'nin dış şoklara karşı dayanıklılığını artırabilir. Ayrıca, yetki devri sayesinde bölgesel ekonomilerin güçlenmesi, yabancı yatırımların Londra dışına yayılmasını teşvik edebilir ve ülke genelinde daha dengeli bir kalkınma sağlayabilir.
Uzmanlar, İngiltere'nin bu reformu başarıyla uygulaması halinde, diğer ülkeler için de bir model oluşturabileceğini belirtiyor. Ancak, yerel yönetimlerin mali ve idari kapasitesinin güçlendirilmesi, şeffaflık ve hesap verebilirlik mekanizmalarının etkin işletilmesi gerekiyor. Aksi takdirde, yetki devri eşitsizlikleri derinleştirebilir ve kamu hizmetlerinde kalite düşüşüne yol açabilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İngiltere'nin yetki devri yoluyla büyüme stratejisi, Türkiye için hem ilham verici hem de uyarıcı olabilir. Türkiye'de de yerel yönetimlerin güçlendirilmesi, bölgesel kalkınma ve ekonomik canlanma tartışmaları uzun süredir gündemde. Ancak Türkiye'nin merkezi yönetim geleneği ve yerel yönetimlerin sınırlı mali özerkliği, benzer bir modelin uygulanmasını zorlaştırıyor. İngiltere'deki gelişme, Türkiye'nin AB ile ilişkilerinde bölgesel politikalar ve yapısal fonlar konusunda yeni bir perspektif sunabilir. Ayrıca, İngiltere'nin iç pazarını canlandırması, Türkiye ile ticari ilişkileri olumlu etkileyebilir; zira güçlü bir İngiliz ekonomisi, ithalat talebini artırarak Türk ihracatçısına fırsatlar yaratabilir. Bununla birlikte, İngiltere'nin kendi içine kapanma riski, Brexit sonrası ticaret anlaşmalarının güncellenmesi ihtiyacını doğurabilir.